Koronavirüs ve insan psikolojisi

2020’de en çok konuştuğumuz, yazdığımız, okuduğumuz konuların başında Covid-19 ilk sırada yer aldı. Sosyolojimizi, psikolojimizi, ekonomimizi, sağlığımızı adeta altüst eden Koronavirüs, öyle görünüyor ki 2021’de hayatta kalabilenlerin yaşamının istenmeyen parçası olmaya devam edecek.

“Reklamın iyisi kötüsü olmaz” mantığından yola çıkanlar, virüsle mücadelede her türlü “aşırılığa” kaçma yarışının parçası oldu. Sonuçta bir “korku iklimi” oluştu. Yolları yıkayanlar, gökyüzüne duman püskürtenler, virüssavar üretenler vs.vs.

Her olayda olduğu gibi Covid-19’da da toplum olarak ikiye bölündük. Toplumun bir kısmı virüsün öldürücü etkisine inanmazken; toplumun diğer kesimi de aşırı reaksiyon göstererek virüsün öldürücü etkisine karşı her türlü tedbiri alma eğiliminde oldu.

Türkiye’de 2020 Mart’ından beri 18 binin üzerinde kişinin “Covid-19 nedeniyle” yaşamını yitirdiği her gün açıklanan tabloyla kayıtlara geçti. Her biri can, her biri bir ailenin ocağına düşen ateş… Hepsini rahmetle anıyorum.

Hal böyle olunca, üzerinden neredeyse bir yıl geçiyor olsa da kafalar karışık. “Virüsü hangi ülke üretti?” “Virüsü üretenler önceden aşısını hazırlamışlar mıydı?” “Dünya bundan sonra Koronavirüs gerçeğiyle hep yüz yüze olacak mı?” “Virüse karşı üretildiği söylenen aşıların hangisi güvenli?” “Bu aşılar gerçekten çözüm üretecek mi?” “Koronavirüsün ülke yönetimlerine etkisi ne olacak?” sorularına gerçek manda cevap bulunmuş değil.

Bu sorular aklımızı kurcalamaya devam ederken, Covid-19’un psikolojimizi nasıl etkilediğine biraz bakalım. Salgın hastalıkla toplumsal yapı tahrip olurken, bireysellik ön plana çıkmaya başladı. Eş dost, hısım akraba birbirinden uzaklaştı. Asansöre binenler daha “merhaba” demeden birbirine sırtını döner oldu.

Siyasetçiler, üst düzey bürokratlar, sanatçılar kısacası tanınmış kişilerin testi pozitif çıkınca sosyal medyada “Covid-19” koduyla “geçmiş olsun mesajı” yayınlamak için insanlar birbiriyle yarışır oldu. Ne yazık ki her gün ülkemizde 250’nin üzerinde vatandaş yaşamını yitirirken aynı hassasiyet gösterilmiyor! Tanınmışlar “Covid-19” koduyla anılırken, sıradan vatandaşlar “Koronavirüs” koduyla söylemsel ayrıma muhatap oluyor.

Geçmişimizin tecrübesi olan büyüklerimiz hep derlerdi “Ölümün bile hayırlısı…” diye.

Şimdi gelelim psikolojimizi bozan diğer bir konu olan aşı meselesine. Rusya ve Çin başta olmak üzere birkaç ülkede üretilen aşıların etkisi, güvenilirliği tartışıla dururken;  bu aşılar için çoğu ülke sipariş kuyruğuna girdi bile.

Dünyadaki adaletsizlik tabii burada da kendini gösteriyor. Düşük gelirli ülkelerde yaşayanlar, muhtemelen 2023 veya 2024’e kadar aşı beklemek zorunda kalacak. Daha şimdiden Avrupa Birliği’nin 27 üye ülkesi ve her fırsatta “Dünya 5’ten büyüktür” diyerek eleştirdiğimiz o beş zengin ülke, aşıların yarısını satın almak için sözleşme imzaladı bile. Bu ülkeler dünya nüfusunun sadece yüzde 13’ünü oluşturuyor. Yeni bir piyasa ve korkunç “senaryolarla” mı karşı karşıyayız?

Genetik kodların değiştirilmesinden milyonlarca kişinin bedenine mikroçip yerleştirilmesine kadar birçok iddianın etkisini üzerimizden atlatamamışken; “Kürtajlardan elde edilmiş fetüs dokusu kullanılan Covid-19 aşısının Katoliklerin kullanımı için dinen uygun olduğu” yönündeki Papa’nın verdiği fetva birçok kesimin kafasını iyice karıştırdı.

Covid-19 aşısının içinde bulunan katkı maddeleri, aşıların ölümle sonuçlandırdığı bazı vaka örnekleri psikolojimizi bir hayli meşgul edecek gibi görünüyor.

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir