Zeynep’in “Şirin” sevdası

Yaşı henüz 2 bile olmamış. Adı Zeynep. Kendisi Hakkârili. “Mayın” nedir bilmezken hain bir pusuda yaralanarak, hastane odalarına düştü. Daha 15 aylık masum bir çocukken.

Katılaşmış kalplerin anlayamadığı, körelmiş vicdanların hissedemediği ve akılların idrakine varamadığı bir zihniyetin geride bıraktığı “yaralı ceylan”dan bahsediyorum. Annesinin kucağında belki de gülerek binmişti o minibüse. Kalplerinde hainlik adına bir düşünce olmadan çıkmışlardı yola.

Adını koymakta zorlandığımız bu katliam, minibüsteki birçoğunun sonu olacaktı. Onlar ebediyete uğurlanırken geride kalan “yaralı ceylanlar” ne olacaktı? Her zaman bindikleri minibüsleriyle bildikleri yoldan geçeceklerdi. Ecel birçoğunu hain bir pusuyla yakalayacaktı. Minibüsün ‘gıcır gıcır’ eden koltuklarına oturup ve eski bir teypten gelen Türkçe veya Kürtçe türküler eşliğinde yolculuk yapacaklardı. Yola koyuldular.

15 aylık olan Zeynep de annesi Şirin’in kucağında binmişti o minibüse. O da gıcırdayan koltukların sesini ve teypten gelen Türkçe-Kürtçe türküleri duyuyordu. Bunlara anlama veremese de yaşamın bir parçasıydı minik Zeynep. Yola koyulmuşlardı, şoför gaz ile firen arasında manevra yaparken bir anda toz duman olacaktı her yer. Sanki dünyada tufan kopmuş, insanlar canhıraş halde birbirlerini arıyordu.

Annesi Şirin’in kollarında bindiği minibüsten bu kez demir parçaları ve toz bulutlarının arasında bulacaklardı onu. Zeynep, terörün çirkin yüzüyle tanışıyordu… Artık, “kızım Zeynep” diyecek bir annesinin olmadığını nasıl düşünecekti ya da bunu düşünebilecek miydi? Onlarca insanın bindiği minibüs ikiye bölünmüş, 9 kişi hayatını kaybetmiş, geriye kalanlar da yaralı bir şekilde, can havliyle yardım istemeye koyulmuş. Manzara tüyler ürpertici.

Kimin aklına gelirdi ki, hain bir pusuda ikiye bölünmüş bir minibüs, 9 ölü ve birkaç yaralının olacağı. Dokuz kişi için ecel vakti gelmişti artık. “Ecel mayını” onlar için patlamıştı bile. O mayın patladığında onu döşeyen vicdanlar da paramparça olmuş muydu acaba? Her şey unutulacaktı belki de; ancak unutulmayan bir kişi vardı o da minik Zeynep’ti.

Olay yerine gelen ekipler, toplanan vatandaşlar ve onlarca asker hepsi gözyaşı dökeceklerdi. Kamuoyunu derinden sarsan bu olay karşısında kimlerin vicdanı sızlamadı ki! Olayın sembolü minik Zeynep kimleri ağlatmadı ki! Minibüs yola çıktı, hain mayın patladı, 9 kişi can verdi. “Yaralı Ceylan” da hastaneye kaldırıldı.

Sedye, serumlar, beyaz önlüklü doktorlar, hemşireler, maskeler, hortumlar… bunlar da neymiş diyemeden, kendisini teslim etmiş bir halde uzatıldı sedyeye. Belki ilk defa tanışıyordu kolundaki serumla, burnundaki maske, vücudundaki hortumlar ve bacaklarını sarmalayan alçılarla. Ah minik Zeynep, dönüp haykırsan katılaşmış kalplere: “Ne istediniz benden ve benim gibi masum bunca insandan?” diye.

Yüzlerini siyah bürümüş, kalplerini taş kaplamış, gözlerini hainlik perdeleri sarmış bu ‘insanlara’ bir daha seslensen… Uyandığın da ne diyecektin acaba. Artık uyanma vakti gelmişti Zeynep için. “Kapanmış olduğun içindeki dünyandan çık artık Zeynep” diye dua edenler seni bekliyorlardı. Nefes alıyorsun yeniden ve dudakların kıpırdıyor ne güzel.

Daha yeni yeni konuşmaya başlayan bir çocuktun. Herkes pür dikkat seni bekliyor ne söyleyeceksin diye. Sense yeni bir dramın kapısını aralıyordun ve diyordun ki “Anne, anne!” Sadece sen miydin anneni arayan. Oysa 3,5 yaşındaki ablan da senin gibi “anne anne” diye sayıklıyordu. Ama hiçbir haykırış seninki kadar yürekler acısı değildi! Bundan böyle annen Şirin’in ak sütü ve şefkatinden mahrum bir şekilde büyüyeceğini sana nasıl anlatacaklardı!

Unutulanlar: Hain pusulara, sinsice planlarınıza ve bunları ‘destekler’ nitelikteki boykotlarınıza minik Zeynep’leri, şefkatli Şirin’leri alet etmeyin! Unutmayın ki, hain mayınlarla öksüz bırakılan Zeynep’ler ilerleyen yaşlarında “Kardelen Elif” gibi asker selamıyla dimdik durarak bunların hesabını soracaklardır!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir