Yumurtanın altındaki “ateş”

Son zamanların en “popüler” protesto metodu olarak “yumurta fırlatma” ile insanlar, resmi hakları olan protestoyu, değişik yöntemlerle icra etmeye devam ediyor.

“Demokrasi aşığı bir ülkede”, demokrasi savunuculuğunun “Rafadan Demokrasi” manşetlerine dönüştüğü günleri yaşıyoruz. Sorunlar yumağının sonu gelmeyen Türkiye’de, her geçen gün yeni sorunlarla karşı karşıyayız. Özgürlük derken, bazen bunun sınırlarını aşabiliyoruz. Ne istediğimizden çok ne yaptığımız konuşuluyor.

İstediklerimizi anlatamayarak belki de “en kolayına” kaçıp, fiziki müdahalelerde bulunuyoruz. Bunun sonucunu da hep birlikte izliyoruz. Çarşamba günü A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF), diğer adıyla Mülkiye’de “yumurta şenliği” vardı. Bu günlerde üniversitelerde çeşitli konularda paneller düzenleniyor. Öğrencilerin “ne istedikleri” merak ediliyor. Öğrencilere “yol gösterilmeye” çalışılıyor. Belki bunlar yapılırken, öğrencilerden “harekete geçmeleri” de isteniyordur.

İşte bunlardan birisi olarak, anayasa konusu üzerine, Mülkiye’de bir panel düzenlendi. Öğrencilerin sorunlarına yönelik “çözüm” üretilmesi amaçlanıyor. Anayasa konulu panele, Anayasa profesörleri davet edildi ancak bu konuşmacılardan Süheyl Batum konuşturulmadan; Burhan Kuzu ise yumurtalarla “uğurlandı.” Ne yazık ki çarşamba günü Mülkiye’de düzenlenen panelin yankılarını öğrencilerin beklentilerinden ziyade; “yumurtalı protesto” oluşturdu.

“Çözüm” adına sunulan önerilerin konuşulması gereken panellerde fiziki müdahaleler gündemde kalıyor. Bu eylemler sadece Türkiye’de değil, diğer ülkelerde de yaşanıyor. Ülkeler birbirlerinden model alarak,  “protestoda yeniliğe” gidiyor.

Tabii medya için bu olaylar da “bulunmaz Bursa kumaşı” değeri taşıyor! Bunu “fırsat” bilen medya, olayları daha da kaşıyor! Dolmabahçe’de yapılan yanlışlar o kadar kaşındı ki onun etkisini Ankara’da da gördük! Cebeci Kampusu’nda en az 3 tane canlı yayın aracı vardı ve onlarca da medya mensubu. Öğrenciler: “Biz İstanbul’a giremezsek; siz de üniversitelere giremezsiniz” demeye çalıştılar. Bunu yaparken de protestonun meşruiyetini ortadan kaldırabiliyorlar. Nasıl mı? Hakkınızı savunurken yaptığınız fiziki müdahale ve diğerlerinin söz hakkını gasp etmek, elbet de meşru sayılmaz.

Mülkiye’de meydana gelen protesto metotlarıyla öğrencilerin birçoğunun “öğrenme hakkı” elinden alınmış oldu. Bu hakkın alınmasında kullanılan araçları da yumurtalar oluşturdu. Üniversitelerin fakültelerine farklı fikirleri savunan konuşmacılar davet ediliyor. Ancak bu konuşmacılara fikirlerini paylaşma fırsatı verilmiyor. Buradan da “Farklı görüşler bir araya gelemez” mesajı ortaya çıkıyor. İşte buna bir örnek: SBF’de Süheyl Batum’un konuşmaya başladığı esnada, bir öğrencinin “Siz de Burhan Kuzu’dan başka bir şey söylemeyeceksiniz. Aynı yalanları söyleyeceksiniz” demesi, bunun en yeni örneğidir.

Şöyle ki Süheyl Batum konuşma yapmaya çalıştıktan sonra Burhan Kuzu konuşacaktı. Yani dere görünmeden paçalar sıvandı. Yumurtanın altındaki “ateş” bilinmeden, yumurtalar tüketilmeye başlandı. O yumurtaların “pişmesini” sağlayan ya da pişmesine neden olan etmenler göz ardı ediliyor. Protesto eden öğrencilerle yapılan röportajlarda en az 4 defa tekrarlanan “Bizler paralı eğitim istemiyoruz!” cümlelerini göreceksiniz. Protestonun gerekçesi bununla ortaya konmaya çalışılıyor. Bu da şunu gösteriyor ki fikirlerle mücadele etmede etkili olunamayacağı için, “fiziki müdahalelerle kendinizi daha çok fark ettirebilirsiniz!”

Unutulanlar: Batum’un “Bana da yapsanız, Burhan Kuzuya da yapsanız; bunun adı faşizmdir” cümleleri; bir anlamda “Kuzu’yu da protesto edin” demektir! Kim tarafından olursa olsun “Öğrencilerin hareketlenmesini bekliyoruz” gibi cümleler, “farklı görüşteki” öğrencileri birbirleriyle çatıştırılabilir!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir