Yazarlar gözaltı ile susturulabilir mi?

28 Eylül 2010 günü gözaltına alınan ve ardından da tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen Hanefi Avcı, kitap yazdığı için susturulabilir mi? Akıllardaki soru bu.

Hanefi Avcı’nın “susturulmak istendiği” iddiaları 2 gündür dillendiriliyor. Ve bunu dillendirenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar. Gerçekten bu böyle mi, kitap yazdığı için bir ‘yazar’ susturulabilir mi? Eğer böyle bir durum zuhur etseydi, gazeteci yazar Şamil Tayyar çoktan susturulmuş olmaz mıydı?

Neden mi? İddia edilen “Ergenekon Terör Örgütü” soruşturması sırasında, Tayyar, gazetede yazdığı makaleleri ve ‘dava’ ile ilgili olarak yazdığı kitaplarında önemli iddialarda bulunmuştu. Ve bu yazıları yüzünden hakkında bir sürü dava açıldı. Tabii, yazıları ve kitaplarının ‘soruşturmayı ihlal ettiği’ gerekçesiyle.

Her şey bu kadarla sınırlı kalmadı. Dahası var. O da, Şamil Tayyar 16 Temmuz 2010’dan sonra Satar gazetesindeki yazılarına ara verdi. Tayyar’ın yazılarına ara vermesinin iki nedeni vardı: Birincisi, yazdıklarından dolayı hakkında açılan davalardan 4 yıl 2 ay hapis cezası alması. İkincisi ise, ‘basın özgürlüğüne’ dikkat çekmek ve “susturulmak istendiği” mesajını vermekti.

Peki, sonuç ne oldu? Şamil Tayyar yukarıda yazdığımız ikinci nedenin “karşılığını aldı.” Gazeteciler, yazarlar, çizerler bu ‘haksızlık’ karşısında Şamil Tayyar’a ‘destek’ oldular. Birinci nedenin ‘karşılığı’ ise, tatilde olan Meclis’in, ekim ayında açılmasıyla başlayacağı süreçte belli olacak.(Yasal düzenleme beklentileri) Bu iki nedenden sonra Şamil Tayyar, 9 Ağustos 2010 günü “Sonu ölüm de olsa beraberiz” başlıklı makalesiyle gazetesinde tekrar yazmaya başladı. Yani ‘susmadı’ veya ‘susturulamadı.’

Tayyar ve onun gibi birçok gazeteci, yazar bu tür olaylarla karşı karşıya kalıyor. Geçtiğimiz ayda “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabıyla gündeme oturan ve şimdi de tutuklanan Hanefi Avcı’nın ‘susturulmak istendiği’ iddiaları var. Eğer yazarlar “gözaltı marifetiyle” susturulsalar, yukarıda verdiğim örnekte olduğu gibi Şamil Tayyar ‘susturulmuş’ olurdu.

Hanefi Avcı da bir kitap yazdı, “o da bir yazar olarak susturulmak isteniyor” diyen çok sayıda insan var. Herkes şunu biliyor ki, hiçbir yazar gözaltına alınarak susturulamaz! Bunu, tutuklanma gerekçesi olarak görenler, maalesef işi ‘sulandırıyorlar.’ Oysa Hanefi Avcı’nın yazdığı kitap daha piyasaya çıktığı gün yok sattı.

Böyle bir adli konunun daha ilk dakikalarında, bütün televizyon kanaları gazetecileri, aydınları telefonla canlı yayına bağlayarak, Avcı’nın tutanağını hazırladılar! Yargıya intikal etmiş bir konunun, yargıyı etkileyeceği veya yönlendirebileceğini düşünürsek,  Türk medyasının bu konudaki notu hep ‘kırıktır.’

Avcı’nın gözaltına alındığı günün akşamında (zaten akşam saatlerinde alındı), makalelerini yazı işlerine göndermeyen birçok yazar, hemen Avcı konusuna atladı. Oysa Avcı, bunların başına geleceğini kitabında yazmıştı. “Başıma gelecekleri biliyorum” diyordu. Dolayısıyla kendisi için sürpriz olmayan bu tutuklama kararı, medyada adeta büyük şiddetli deprem gibiydi. O akşam olanlar Avcı’nın da belirttiği gibi, “başına geleceklerin” bir kısmıydı.

Yazdığı kitapta açıkça başına bir şeylerin geleceğini ifade eden Avcı’nın hakkında, böyle bir gözaltı olmasıydı; işte o zaman “cemaat kendi kirli işlerinin ortaya çıkmasını istemiyor” türü yazılar yazılıp, haberler yapılacaktı. Buna da dikkat etmekte fayda var!

Hanefi Avcı “Bu tahkikatı yapan insanlara da söyledim: Bana adaletsiz işlem yaparsanız yaptıklarınızı, sorduklarınızı, uygulamalarınızı ikinci bir kitap olarak yazar yayınlarım...” Avcı’nın bu sözlerinden bir ‘hesaplaşma’ anlamı çıkıyor. O halde bırakalım Avcı adaletle ‘hesaplaşsın.’ Ama şunu da göz ardı etmemek gerekiyor: Eğer Avcı hakkında “Devrimci Karargâh Örgütü’ne yardım ve gizliliği ihlal ettiği”, dairesinde sahte kimlik, pasaport bulunduğu, çeşitli telefon görüşmeleri yaptığı iddiaları doğru çıkarsa, o zaman “susturulmak isteniyor” diyenler ne yapacaklar?

Unutulanlar: “Kalemlerin özgürlüğü karşısında” susturulmak istenenlerin yanındayım. Ama buradan Hanefi Avcı’yı ‘yerdiğim’, cemaati ‘desteklediğim’ anlamı çıkartılmasın. Gerçekten “kalemi için suçlanan” varsa, ondan yana olmalıyız. Şimdi cevabı aranan soru şudur: “Avcı, o kitabı yazdığı için mi başına bunlar geldi; yoksa başına gelecekleri engellemek için mi o kitabı yazdı?”

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir