“Vatan sağ olsun ama nereye kadar? ”(1)

19 Haziran Cumartesi günü Denizli’ye yaptığım seyahat esnasında Korupark Dinlenme Tesisleri’ndeki televizyon kanallarından birinde, bir son dakika yazısı dikkatimi çekti. TV’ye yaklaştım, KJ’de: “9 Asker şehit oldu” yazıyordu. Şaşkınlık içinde “Ne oluyor?” diyebildim… Şemdinli’de yine 9 askerimiz şehit olmuştu. Bu sayı daha sonraki mayın patlamasıyla 11’ye yükseldi.

Son saldırı hakkında konuşan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, “57 kişilik bir saldırı grubunun bölgeye geldiğini, 23 kişilik terörist grubun da saldırıyı gerçekleştirdiğini” belirtti.

***

Bu başlık, bir şehit cenazesinden geriye kalıp, kulaklarımda yankılanan kelimelerin yüreklerdeki acısıdır. Kutsallık atfettiğimiz birçok şey vardır. Onlardan biri de ‘vatan’dır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın mısralarında olduğu gibi “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır.” dizeleri, vatanın kutsallığının, bağımsızlığının önemini vurgulamaktadır. Vatanın bağımsızlığı için uğrunda canlarını feda eden insanlar olduğu sürece, bu vatanın bağımsız olacağı anlatılmıştır her zaman.

Bu uğurda şehit olmuş ve onların her gün gelen acı haberleriyle gözyaşlarına boğulan anneler, babalar, eşler, yavuklular, çocuklar ve birçok insan var. Her şehit cenazesinde “vatan sağ olsun” deniliyor. Vatanı ayakta tutan millet, asker sağ olmadıkça vatan nasıl sağ olsun?

Yüreklerde hep bu yangın var. Yıllardır binlerce gencecik insanımızı şehit verdik. Asker, polis derken şimdi de onların eşlerini hedef aldılar. İnsanlık adına bir gram merhamet taşımayan bu hainler, haince pusularla nice gözü yaşlı insanı geride bıraktılar. Kimi çocuk, henüz anne karnındayken yetim kaldı, kimileri de yetim kalmanın ne olduğunun farkına varamadığı bir yaştayken.

Annelerin göz pınarı kurudu. Babalar acılarını içine gömdü. İnsanlar artık öfke kusmaya başladı. Şehit cenazelerinde siyasetçiler yumruklanır oldu. Kimi, ‘provokatif eylem olsun’ diye yaptı bunu, kimileri de ‘artık dayanamıyoruz’ deyip, feryat etti. En acısı da şehitler üzerinden siyaset yapılır oldu. Hasan Celal Güzel’in dediği gibi “Şurasını unutmamak lâzımdır ki, ırkçı-bölücü PKK terörü, Türkiye’nin iç siyasete âlet edilmemesi gereken ortak bir meselesidir.”

Maalesef, bu tür münferit saldırılar iç siyasete alet edilir oldu. 1980’lerden başlayan kanlı eylemler, bu günlerde daha da arttı. Bu tür eylemler karşısında binlerce insanımız şehit oldu.

1984’ten günümüze devam eden bölücü terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen iç güvenlik harekâtında 30 binden fazla insanımızın kaybedildiği açıklandı. Türkiye’de 1984 yılından beri terörle mücadelede 2006 yılının Haziran ayı sonuna kadar toplam 6 bin 404 askerin teröre kurban verildiği bildirildi.

Sadece 1993 yılında tam 538 şehit verdik. İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın 8 Haziran 2010’da yaptığı açıklamada “1999-2009 yılı arasında meydana gelen terör olaylarında 998 asker ile 98 polis şehit olduğu” bilgisi yer aldı. Bu rakamlar insanın kanını donduruyor. Bu kadar şehidin yanı sıra, aynı dönemde 785 askerle bin 952 polisin yaralandığı da açıklandı.

Terör olaylarında hayatını kaybeden sivil vatandaş sayısı ise 236 olarak belirtiliyor. Atalay, aynı tarihlerdeki terör olaylarında 2 bin 306 vatandaşın da yaralandığını söyledi.  Yapılan açıklamalara göre “Demokratik açılım”dan sonra 117 insan şehit olmuş. Buna yenileri eklendi ve bu sayı son olarak 117+11+1 oldu! Bu durum karşısında herkes şunu soruyor: “Bu ülkede neler oluyor?” “Açılıma ne oldu?” “Davul zurna ile karşılanan ‘barış elçileri’ ne yaptı?”

Bu gruplar bu cesareti nasıl ve nereden alıyor? Ahmet Altan’ın dediği gibi “Kim kimle müttefik, kim kimle düşman, kim kimle ne zaman işbirliği yapacak belli değil, her an her şey değişebilir.”

Galiba en başta istihbarat birimlerimizi kontrol etmemiz gerekiyor. Hem iç hem dış istihbarat birimleri gözden geçirilmelidir. Barzani ziyaretinden sonra neler oldu?

Unutulanlar: Aktütün Karakolu baskınından sonra, 2008 yılında, bütün karakolların yapımı için TOKİ’ye talimat verilmişti, bu talimat ne oldu acaba?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir