Üstad Necip Fazıl’ı anarken

Ünlü şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının üzerinden tam 31 yıl geçmiş. Sanki dün gibi... 26 Mayıs 1904 Perşembe günü İstanbul’da doğan şair Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983 günü vefat etti. 26 Mayıs Perşembe günü toprağa verildi. 79 yıllık bir yaşam öyküsüne neler sığdırdı neler…

17 yaşındayken ilk şiiri Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. 1934’te Abdulhakim Arvasi ile karşılaşan şairin hayatı bir anda değişti. Geçen 30 yıllık hayatını “Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” diyerek özetliyor. Geçmişini sorgulayanlara tokat gibi cevaplar veriyordu: “Benim geçmişim bir çöplüktü, çöplükleri sadece köpekler kurcalar.”

Batılılaşmaya ilk defa yüksek sesle karşı çıkan O olmuştur. İslam’ı bir din, inanç olmanın yanı sıra aradığımız bir dünya görüşü olarak savunur. Farklı biri olduğunu “O ve Ben” isimli eserinde şöyle ifade ediyordu: “Ben başka türlü ayrı yaratılışta olan bir insanım. Ve hissettiklerimle öbür insanların duydukları arasında müthiş bir fark var.”

Nizamların nizamı olan düzeni iki heceli ve beş harfli bir isimle tanımlıyordu: İSLAM. Yaşayanlara sesleniyordu: “Ben neyim, niçin varım, nereden geliyorum, nereye gidiyorum?” diye sormalıyız kendi kendimize. Üstad, fikirle hareketi birleştiren bir yapıya sahipti. “Gaye insan, ufuk Peygamber” gibi deyimler oluşturmuştu. Büyük Doğu fikrini aşılıyordu. Doğu ve Batı muhasebesi yaparken, Batı’nın Doğu’ya, Doğu’nun Batı’ya bakışını belirterek Avrupalı tuzağına dikkat çekmiştir. Ana kaynağın İslam olduğunu ilan etmişti: “Anladım işi, sanat, Allah’ı aramakmış; marifet bu, gerisi yalnız çelikçomakmış.”

Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü’nde toplum, “bir kişinin herkes, herkesin bir kişi olduğu” gerçeğine dayanır. Yani toplum tek bir vücut gibidir. Çünkü kaynağını Hz. Peygamber’in “toplum tek bir vücut gibidir” sözünden almıştır.

“Kimsenin olmadığı yerde ben varım” diyebilecek bir gençlik diyordu. “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” diyen bir gençliği özlüyordu. “Bir gün gelecek şu makine dünyasının son buhranı kertesinde beklenen fikir kahramanı zuhur edecek ve kollarını açarak insanlığa seslenecek: ne yaptınız mukaddes emaneti ne yaptınız?” sorusuna cevap verecek insanları özlüyordu.

Sadece insana değil, hayvana olan sevgisi bile onda kitap yazdıracak kadar derindir. At’a Senfoni kitabını yazacak kadar ileri gider bu sevgi.

Demek ki insanlar ebedi âleme göç etse de geride bıraktıkları değerler yaşamını sürdürür. Üstad Necip Fazıl’ın fikirleri de yaşayıp süren değerlerden biridir. Onların anlam dolu, ders verici ve hayatı anlamaya yönelik olan değerli eserlerini okumadan, onların yaşadıklarını bilmeden ve onları tanımadan anlamamız mümkün değildir.

Üstad ölmeden önce öyle gerçekler dile getirmişti ki bunlardan ders çıkarmamak ne mümkün! O anlamlı mısralarından birinde; “Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek” diyerek dünya ile sınırlı olan düşünme ve yaşama biçimlerine dikkatleri çekmiştir. Bir başka güzel mısrasında da “Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?” diyerek kalplerde bir ürperti, hafızalarda bir canlanma oluşturacaktı!

Hayat deneyimini öylesine doğrudan ve içtenlikle şiirlerine aktarmış ki merhum Necip Fazıl, onun şiirlerinin yaşaması buna bağlı olsa gerek. Geride bıraktıkları sadece şiirleriyle kalmamalı Üstad’ın. Bir de vasiyeti var ki ölüm gerçeğini bir kez daha hatırlatıyor bizlere.

“...Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin (yazar) başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir. Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum… Sadece Kur’an... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri...”

Çileli bir yaşamdan sade bir ölüme giden yoldaki Üstad’ı bir kez daha rahmetle anıyorum.

Gazete PDF:

http://www.beldegazetesi.com/gazeteler/20140527gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir