Üslûb-i beyan ayniyle insandır

Politikanın etkisi hayatımızın her alanına sirayet etmiş vaziyette. Hal böyle olunca üslubumuz buna göre şekilleniyor, kelimeler ona göre mevzilenip, “kurşun cümleler” ona göre muhatabına sıkılıyor.

Covid-19 salgınıyla günlük yaşantımız büyük bir ölçüde değişti. Kimileri işinden, kimileri eşinden, kimileri evladından, kimileri de ana babasından oldu. Ekonomi bozuldu, yaşam zorlaştı, sinirler gerildi, stres çoğaldı. Bunların neticesinde üslup da bozuldu.

Hakikatin değeri azaldı, hakaretin itibarı arttı. Dürüstlük sümen altına itildi, soytarılık el üstünde taşındı. Okumak azaldı, kopyala yapıştırlar (copy paste) çoğaldı. Sosyal medya kahramanları çoğaldı, kanaat önderlerinin adı unutuldu.

Her hafta TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan tartışmalar, partilerin grup toplantılarında sarf edilen sözler, kongrelerde, basın açıklamalarda yapılan açıklamalar kelimelerle yapılan kavganın boyutunu, kutuplaşmanın artışını, tartışmanın dozunu gösteriyor.

Kelime ve kavga demişken Cemil Meriç’in “Bu Ülke” kitabından bir alıntı yapmadan geçemeyeceğim. “Kavga, insan ile kader arasında değil artık; insan ile kelime arasında. Rüyaları o bayraklaştırıyor. Yığınlar onun için yaşıyor, onun için dövüşüyor, onun için ölüyor…”

Bugün günlük siyasetin en büyük malzemesi olan konuşma, bir sürü kelime üzerine inşa ediliyor. Bu kelimelerin kimi ders niteliğinde kimisi de kurşun… Hitabet büyük bir yetenektir. Konuşma metinlerini hazırlamak kadar o metinleri “konuşturmak” da maharet ister.

İyi konuşma metni, müellifinin ve hatibinin marifetini gösterdiği gibi muhatabının muradını da giderebilendir. Bu nedenle konuşma metinlerinin hazırlanmasının ne kadar strestli, yorucu ve büyük emek gerektirdiğini az çok bilirim.

Bu hafta kurşun yaralarının üzerine bir de tuzlanmış kelimeler eklendi. Yıllar önce kaçırılan 13 evladımızı kurtarmak için yapılan operasyonda, rehin tutulan vatandaşlarımızla birlikte ne yazık ki 16 şehidimiz oldu. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye’nin yüreği yanmışken iletişim dili yine tuza bürünmüş kelimelerle yaraları dağladı. Konuşma metinlerinde şehitlerimiz siyasetin “malzemesi” yapıldı. 16 Ocağa ateş düşmüşken, hain PKK terör örgütünü sevindiren açıklamalar/davranışlar gerçekleştirildi.

Milletvekili sıfatı olanlardan ülkeyi yönetenlere kadar birçok kesimde hata üstüne hata yapıldı. HDP’li milletvekilleri terör örgütü PKK’ya toz kondurmazken, AK Parti kongrelerinde Cumhurbaşkanına şehit annesinin telefonla arattırılması, partililerin coşkularıyla inleyen salondan taziye diletilmesi yüreklerdeki yangını daha da ağırlaştırdı.

Yurt dışından yapılan terör propagandalı haberler ve yurt içinde yapılan devleti suçlayıcı açıklamalar, failin gizletildiği konuşmalar, “amalı, fakatlı, lakinli” cümleler 13 evladımızı katleden terör örgütü PKK’yı “sevindirdi.”

Ne yazık ki içeride günlerdir yapılan tartışmalarda, 13 evladımızın sağ olarak kurtarılamamasının sorumlusu olarak devletin ve ülkeyi yönetenlerin gösterilmesi tam bir akıl tutulmasıdır! Acıda birleşemiyorsak, şehitlerimizde yan yana gelemiyorsak batsın bu üslup.

Bizim inancımızda şehitlik yüce bir mertebedir. Şehit denince akan sular durur. Makam mevki kapmak için, listelere girmek için, örtülü ittifakları bozmamak için, terör örgütlerine şirin görünmek için, bir kesime olan kini bastırmak için ya da biraz daha fazla alkış almak için üslubunu haktan ve hakikatten yana kullanamayan herkes vebal altındadır.

Eskilerin deyimiyle bizim kültürümüzde yol yordam vardı. Hangi sözün nerede söyleneceği, hangi davranışın nerede, nasıl sergileneceği bilinirdi. Ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimiz de önemlidir. Bu nedenle denir ki “Üslûb-i beyan ayniyle insandır.”

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir