Türkiye’nin “ikna yöntemleri”

Her devletin, her ulusun kendine has ikna yöntemi vardır. Dolayısıyla Türkiye’nin de “kendine has” birçok ikna yöntemi var. Hayatımızı kaplayan en kaçınılmaz öğelerden biri olan ikna, bir konuda birinin inanmasını sağlama, inandırma, kandırma anlamına gelmektedir.

Türkiye’de insanları ikna edebilmek için bugüne kadar birçok yöntemin uygulandığını biliyoruz. Bugünlerin tartışmalı konularından birisi de polisin öğrencilere uyguladığı şiddetti. Başbakan’ın rektörlerle buluşması esnasında bir grup öğrencinin Dolmabahçe’ye giderek, Başbakan’ı protesto edecekleri anlaşılıyor ve bu öğrenciler engelleniyor. Haftanın gündemini de öğrencilere uygulanan bu şiddet oluşturdu.

Eylemci gurup arasındaki hamile bir öğrencinin düşük yapması da bardağı taşıran son damla oldu. Bu olay, siyasetçilerin bu haftaki grup konuşmalarına da yansıdı. Medyada da çokça yazıldı, çizildi. Resmi bir hak olan protestonun engellenmesinin söz konusu olmayacağı herkes tarafından kabul gören bir noktadır. İşin asıl “sorun” oluşturan kısmını galiba Başbakan’ın şu sözleri gösteriyor: “Ellerinde taşla sopayla domatesle yumurtalarla dolaşan gençlerle biz toplantı yapmayız.” Ahmet Taşgetiren’in de yazdığı şekilde  “Bunlar öğrenci falan değil, onun için üzerlerine böyle gitmek kaçınılmaz” gibi bir yaklaşım kabul edilemez.

Türkiye’deki “ikna yöntemleri” sadece biber gazı ve copla sınırlı değil. Tarihte de bunun örneklerini görmek mümkündür. 27 Mayıs 1960 Darbesi’ndeki cuntacıların “ikna yöntemleri” gün yüzüne çıkıyor. Cuntacıların kurdukları Yassıada mahkemelerinde Başbakan Adnan Menderes’e “kendisini savunamaması için” akıl almaz yöntemler uygulanmış. İdam edilen Menderes’e, duruşma önceleri uyuşturucu etkisi yapan iğne vurularak bir nevi “ikna” yöntemine başvurulmuş.

Bir başka “ikna yöntemi” olarak da Diyarbakır Cezaevi’nde yaşananları yazmak mümkündür. Buradaki örnekleri vermeden önce bir not aktaralım: Diyarbakır Cezaevi “The Times gazetesi tarafından 29 Nisan 2008’de, ‘Dünyanın en kötü 10 cezaevi’ içerisinde gösterilmişti.” Dönemin zihniyetinde “günün her saatinde işkence yapmak” vardı.  Bazı günler elektrik, bazı günler askı, bazı günler gergi, cop, sopa kullanarak işkence yapıldı.

Mahkûmların kafasına zeytinyağı dökülerek, onların saçlarında bit arandı. Ya da insanları sıkıca bağlayıp, onların kafalarındaki aynı noktaya 3 saniyede bir damla düşecek şekilde serum işkencesinin yapılması. Gardiyanların copu zeytinyağına batırarak, yağlı copu tutukluların makatına zorla sokmaları. Ve niceleri…

1980 Darbesi dönemine damgasını vuran işkencelerin ve gözaltında kaybolmaların sembol ismi olan öğretmen Ali Uygur’u geçtiğimiz günlerde yazmıştım. İşkence sonucu öldüğü ifade edilen Ali Uygur’un geriye kalan ayakkabıları ile diğer tutukluların da “ikna edilmeye” çalışıldığı iddialarını da yazmış olalım.

Bir başka “ikna yöntemi” de başörtülü kızlara uygulandı. Türkiye “İkna odalarını” da yaşadı maalesef. Üniversiteyi kazanmış yüzlerce genç kıza ikna odalarında “başörtüsüz okuma ya da evde oturma” arasında bir tercih yapma mecburiyeti getirildi. 1998’de İstanbul Üniversitesi’nde yaşananların yer aldığı İkna Odaları kitabında şunlar da var: “...Senden sadece başını açmanı istiyoruz dediğinde kendime geldim. Benden ne istediklerini anladım. Kadın sürekli konuşuyordu. Kafam karıştı. O sırada kameranın cızırtısını fark ettim. ‘Bu kamera neyi çekiyor?’ dedim. ‘Şenliği çekiyor.’ diye yanıtladılar. ‘Bu şenlik mi?’ ‘Evet şenlik’…”

Habercilik yapmak yerine hem siyasette hem de ticarette kârlı olmak isteyen medyanın, 28 Şubat’taki “ikna yöntemi” de unutulmadı. “Sincan’da Demokrasi’ye Balans Ayarı” manşetlerinin atıldığı günlerde, üç büyük gazetenin ısrarla üzerinde durdukları gerilim sonuçta meyvesini vermişti. Basındaki “Büyük başlar”ın isteği üzerine Asker ikinci kez ikan edilmiş ve tanklar Sincan caddelerinde tekrar yürütülmüştü. Yani tanklar (gazete manşetleri) “Hürriyet” için Sincan caddelerinde tekrar yürütülüyordu.

Unutulanlar: İnsanlara hayvan dışkısının yedirildiği, 28 Şubat’ta Hürriyet muhabirinin olayı görüntüleyememesi üzerine, Sincan caddelerinde tankların yeniden yürütülmesi, başörtülü öğrencilerin İkna Odalarında sorgulanması birer “ikna” örneğiydi.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir