Türkiye’nin bunlara ihtiyacı var

Sonda söyleyeceğimi en başta belirteyim: Türkiye’nin, kaos oluşturulmak istenen ortamı bertaraf etmesi için birlik ve beraberliğe ihtiyaç vardır. İçte ve dışta tüm düşmana karşı dimdik ve bütünlük içinde ayakta durma zamanıdır.

Bir sorunu çözmek için onu iyice anlamak ve doğru bir şekilde tahlil edip tanımlamak gerekir. Bunlardan birisi de ‘Kürt sorunu.’ Üzerine çokça kitap ve makale yazıldı. Tartışıldı ve tartışılıyor. “Kürt sorunu yoktur” diyenler, “Kürt sorunu bir terör ve bölücülük sorunudur” diyenler, “Kürt sorunu ulusal bir sorundur” diyenler, “Kürt sorunu Milli meseledir” diyenler oldu…

Adı her ne olursa olsun. Bugün gözü yaşlı analar, eşler, kardeşler ve yetim kalan çocuklar varsa, demek ki bir ‘sorun’ var. Gelecek adına çözüm ararken geçmişi de unutmamak gerekir. Türkiye’de Kürtlükle ilgili talepler yıllar boyu bölücülükle itham edildi, Kürt kelimesini ağza almak suç sayıldı. Eski Bayındırlık Bakanlarından Şerafettin Elçi: “Türkiye’de Kürtler vardır, ben de Kürdüm” dediği için 12 Eylül 1980 sonrası tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Bunları hepimiz biliyoruz. İşte o günlerden bugünlere gelindi ve…

Süleyman Demirel ‘sorunu’ “PKK’nın 29. Kürt isyanı” olarak değerlendirdi. Yıllardır herkes artık PKK sorununu konuşur oldu. Bu sorun kangren haline geldi…

***

Dünkü yazımda hastane ortamının bendeki özel yerinden bahsetmiştim. Şimdi biraz ayrıntıya girelim. Bir haftadır hastane ortamında olduğumu yazmıştım ve orada da birçok insanın bu meseleyi konuştuğuna şahit oldum. Yani yaşamın her alanında artık konuşulan bir mesele oldu.  Duyulan her şehit haberi, insanları bu konuya yönlendirdi. Müsaadenizle hastanedeki birkaç gözlemimi aktarayım…

Hastane koridorlarındaki kalabalık arasında kıvranan bir kadın gördüm. Yaklaşıp sordum. “Geçmiş olsun, neyiniz var?” sadece şunu diyebildi “Kıvranıyorum ama sıra veren yok!” bir de ben deneyeyim diyorum ama ne fayda! Nuh deyip peygamber demiyor sıradakiler. Neyse ki sonrasında bir başkası sıra veriyor… Bir de aşağıdaki örneği okuyup, ikisini değerlendiriniz.

Şimdi gelelim Türkiye’nin buna ihtiyacı var dediğim bir örneğe. İnsanlar oraya çeşitli hastalık şikâyetleriyle gelmişler. Yatan hasta mı dersiniz, ayakta tedavi görüp kıvranan mı dersiniz… O esnada dikkatimi çeken iki hasta oldu. Takip ediyorum onları. Önce tanışıyorlar, sonra hastalıklarını unutup, herkesi rahatsız eden ‘terör hastalığını’  konuşmaya başlıyorlar.

Aradan zaman geçince ben de dâhil olup, tanışıyorum Muzaffer ve Kemal Bey’le. Birisi Ankaralı, öbürü Erzurumluydu. Erzurumlu olan Kemal Bey aynı zamanda Kürt olduğunu belirtiyor. Hemen soruyorum:

-Bir Kürt olarak devletten ne istiyorsunuz?

-Ne isteyeceğim? Baksanıza sizin gibi ben de burada muayene olabiliyorum ya! Yani devletin imkânlarını kullanabiliyorum. Demek ki biz ikinci plana atılmış değiliz, bizi kandırıyorlar. Birlik beraberliğimizi bozmaya çalışıyorlar. Birlik olmamız gerekir. Başka yolu yok.

Cevabı verdikten sonra birbirlerine ‘yöresel ilaç’ tavsiyesinde bulunmak için kalem ve kâğıda ihtiyaç duyuyorlar. Çıkarıp, kalem kâğıt uzatıyorum. Biri Türk diğeri Kürt olan bu vatandaşlarımız, ellerinden geleni içlerinde saklamayıp, kâğıda aktarıp paylaşıyorlar. İşte birlik ve beraberlik budur.

Bir Kürt ile dağdaki kalbi katılaşmış, Allah korkusu olmayan, vicdanındaki insanlık duyguları körelmiş, gözlerindeki tebessüm perdesi kaybolmuş, merhamet duygusunu tatmamış bir PKK’lının farkına varmak gerekir. Ne yazık ki bugün hâlâ Kürt ile PKK’yı aynı kefeye koyanlarımız var. Bu yanlıştır. Faşizan duygularla bir yere varılmaz. Unutmayın dağdaki bütün PKK’lı Türkiye’deki insanlardan oluşmuyor. Irak’tan, Suriye’den, Ermenistan’dan, Gürcistan’dan... Birçok yerden var orada.

İşte, bunlara rağmen tüm vatandaşlara daha fazla özgürlük, daha fazla eğitim, daha fazla güvenlik sağlanmalıdır. Herkes bilinçlenmelidir. Sezai Karakoç’un dediği gibi “bugün güçlü olmayan devlet yaşayamaz.” O nedenle devletin de milletin de güçlü olması gerekiyor.

Sadece PKK’ya karşı değil, içteki düşmanların yanı sıra dıştaki düşmanları unutamayız. İsrail, Mavi Marmara gemisine niye katliam yaptı? İran’la nükleer yakınlaşma, Suriye ile sınırların kaldırılması, Irak’la anlaşmaların imzalanması, Rusya ile protokol imzalanması, ‘komşularla’ ilişkilerin geliştirilmesi… Bunların hepsi, Türkiye’yi istemeyenler için birer tehdit unsurudur.

Türkiye sadece ‘komşuları’na hükmetmemelidir. Avrupa’ya, Amerika’ya, İsrail’e de tavrını her zaman koymalı ve korumalıdır.

Unutulanlar: İbn-i Teymiye, İdris-i Bitlisi, Şair Nefi, Urfalı Nabi, Bediüzzaman Said-i Nursi, Yaşar Kemal… Bunlar da Kürt kökenli, yazar, şair, bilim adamı olarak eser verdiler, veriyorlar. Arapça, Türkçe, Farsça eserler verdiler. Herkes için yazdılar.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir