TSK’yı yıpratanlar

TSK adının geçtiği bir haber ya da bir makalede, kim bir ‘eleştiri’ ifade eden yazı yazsa, hemen başlıyoruz “TSK’yı yıpratıyorsunuz” diye haykırmaya. Aslında TSK’yı kimin yıprattığını herkes biliyor. Ancak ‘işlerine gelmediği için’ anlamak istemiyorlar.

Değerli paşalarımız ve TSK ile ilgili “Almanların silahıyla övünen Paşa!” başlıklı yazıyı kaleme aldığımda, bir okurum şöyle yorumlamıştı: “Haddinizi aşmayın sayın yazar, siz kimsiniz, TSK’ya laf etmek kim?” (23 Haziran 2010) Hâlâ şu anlayış var: “kimse TSK hakkında bir eleştiri yazısı yazamaz.”

“Eleştiri yazısı” dediklerinize dikkat edin, var olan şeyler yazılıyor. Biraz realist olalım. O ordu hepimizin ordusu. O zaman Türkiye de güçlü olacak, ordu da güçlü olacaktır. Savunduğunuzu zannettiğiniz yanlışlarla TSK’yı nasıl yıprattığınızı birazdan okuyacaksınız.

Şu son günlerde yaşananlara bakalım. Hakkâri Şemdinli’de Gediktepe Karakolu’na yapılan saldırıda şehit olan askerler için düzenlenen askeri törenin ardından Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ sınıra gittiler. Böyle önemli bir kararın alınması, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın oraya gidip, askerlerimizi ziyaret etmesi, onların hangi şartlarda mücadele ettiğini görmesi önemsenecek bir davranıştır.

Gelin görün ki, bu davranışın arkasında çok şey arandı ve aranmaya devam ediyor. Her şey unutuldu sadece bir fotoğraf karesi konuşulur oldu. O fotoğraf karesine ‘inciler’ dizildi.

Peki, o fotoğraf kareleri nasıl konuşuldu? Kimileri, Atatürk’ün fotoğraflarıyla karşılaştırdı, bazıları da “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı ve Genelkurmay Başkanı’nı küçük düşüren bir fotoğraf” yorumu getirdi.

Hatta bir üst rütbeli, “o fotoğrafa iyi bakın, arkada bir asker ayakta duruyor” diyerek, birilerine koz vermeye çalışmış. Bunu fırsat bilen yazarlar hemen kalemlerine sarılıp, “oradaki asker neden ayakta duruyor da, Başbakan çömelmiş?” anlamına gelen yazılar yazdılar.

Bunun ötesinde, yılların gazetecisi Emin Çölaşan, o fotoğrafa öyle bir teşbih getirdi ki, sırf ‘muhalefet olsun’, türü teşbihle, radikal muhalifliğini konuşturdu. Ne demişti Çölaşan: “Ben bu fotoğrafı ilk gördüğümde ‘acaba tuvalet gereksinimini gidermek için mi çömelmiş’ diye düşündüm. Çömelen devlet değil, Tayyip’di.”

Tabii, burada sormak gerekir “Başbakan tuvalet gereksinimini gidermek için çömelmişse, askerler ne yapıyordu, yoksa abdest suyu mu hazırlıyorlardı?” Bu kadar ciddi meseleleri, tuvalet teşbihiyle ifade etmek kime yakışıyorsa, onlardan okumaya devam edeceğiz uzun zaman. Orada çömelen sadece Başbakan değil aynı zamanda Genelkurmay Başkanı da çömelmişti. En azından “TSK bizim her şeyimizdir” sözünü tutup, orada bir de TSK’nın Genelkurmay Başkanı’na saygı duysaydınız. Bunu da beceremiyorsunuz.

Bunu siyaset polemiğine taşımak için fırsat kollayan, bu gelişmelerden destek alan Kemal Kılıçdaroğlu da Gediktepe’ye gitmek istediğini açıkladı. İyi, güzel de… CHP yükselişe geçmişken, Allah muhafaza, kör bir kurşuna hedef olmak doğru olmaz. Ayrıca insanların aklına şu soru gelebilir: “Sıcak çatışmanın yaşandığı o günlerde, olayların üzerinden 24 saat geçmeden gitmekle, birkaç gün sonra, belki de bir hafta sonra gitmek aynı mıdır?”

Hazır açıklama demişken bir de TSK’nın açıklamalarına göz atalım. Çeşitli olaylardan sonra yapılan açıklamalarda neler gündeme geldi? “Çoban zannettik ateş etmedik” denildi. İki gün önce ne oldu? Hatay’ın Hassa ilçesinde güvenlik güçlerinin, kekik toplayan köylüleri terörist zannederek ateş açması sonucu 2 köylü öldü, 1 köylü de yaralandı. Bu defa da “köylüler terörist sanılarak ateş edilmiş.”

Şimdi soralım: Teröristlerin çoban, vatandaşların da terörist sanıldığı bir güvenlik sisteminde bu iş nasıl çözülecek? Bundan sonra hep böyle “sandık, zannettik” yönünde açıklamalarla TSK’yı yıpratacak mıyız? Dikkat edelim de bundan sonrakilere “onları ağaç veya odun zannettik” deyip de vurmayalım ve bu yönde açıklama yaparak askerimizi yıpratmayalım.

Şimdi anlaşılıyor mu TSK’yı kimler yıpratıyormuş? Gediktepe’deki fotoğrafı polemik konusu edenler mi, o fotoğrafı ‘acaba tuvalet gereksinimini gidermek için mi çömelmiş’ diye yorumlayanlar mı, ‘o fotoğrafa iyi bakın, arkada bir asker ayakta duruyor’ diyenler mi? Yoksa “Çoban zannettik ateş etmedik” diye açıklama yapanlar mı, “köylüleri terörist sanıp ateş ettik” diyenler mi? Bu sorular uzar gider…

Bu kadar sorudan sonra TSK’yı kim yıpratıyor sizce? Hadi artık, ordumuzu yıpratmayalım. Bunu söylemek kolay ama yarın ordudan ve orduyu sevenlerden(!) gelecek açıklamalar her şeyi değiştirebilir… Bu yazıdan sonra bazı ‘okumuş cahiller’ beni de TSK düşmanı ilan edebilirler.

Unutulanlar:  BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak’tan Kılıçdaroğlu’na tavsiye: “Komando giysilerini giysinler Tansu Çiller’in yanında kendi yerlerini alsınlar.” Şunu da hatırlatalım: Gözümüz aydın, bundan sonra “Güçlü Türkiye, Güçlü Ordu” sloganı var.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir