Toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler

 Uzun zamandır bekliyordum yöneticilerden biri çıkıp da “Toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler” diyecek mi diye. Peki, bunu neden bekliyordum? Birazdan açıklamaya çalışacağım.

Ve o gün demek ki bu günlermiş. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çıkıp Tekirdağ ilçe mitinglerinde “unutmayın” diyerek uyardı: “Toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.” Çünkü bunu bir yöneticinin ifade etmesi önemlidir. Bunu neden söyledi? Gezi olayları, kız ve erkek öğrencilerin aynı evde yaşamaları, dershane tartışmaları, mezhep çatışmaları, Türk-Kürt meselesi vs. gibi olaylarda toplumun ses çıkarması gerektiğini istiyor. Halkın nasıl yönetilmek istediği konusunda da -özellikle yerel yöneticileri seçme noktasında- seçmenlerden destek bekliyor. Bunu yaparken de ayetlere atıfta bulunuyor.

Çünkü Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de yöneticilerin de toplumların da durumları açıkça ifade edilmektedir. “Toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler” ifadesi aslında bizim nasıl bir durumda olduğumuzun bir kez daha sorgulanmasını gerektiriyor. Başbakan’ın bu hatırlatmasıyla toplumsal ilişkilerimizi bir kez daha gözden geçirmeye çalışalım.

Müslümanların ilişkilerinin düzeyini belirleyen en önemli unsurlardan biri “Emr-i bil mâruf, nehy-i anil münker”dir. Yani iyiliği teşvik edip, kötülüğe engel olmak! İslam toplumundaki yöneticiler de yönetilenler de bu düstur içerisinde olmaları gerekir. Bugünkü manada devlet başkanından dernek başkanına kadar yöneticilik yapanlarla onların yönetiminde olanlar, Kur’an’ın emrettiği gibi davranmak durumundadır.

Bizler biliyoruz ki İslam toplumundaki yöneticiler işlerini kesinlikle istişare, şûra ve dayanışma ile yaparlardı. Adil yöneticilerde bulunması ve uyulması gereken üç kuraldır; istişare, şûra ve dayanışma. Diyeceksiniz ki “İslam toplumunda Müslüman olmayanların bir mahalle başkanı bile olamayacağını biliyoruz.”  O halde ilk önce günümüzdeki Müslüman olan toplumlardaki yöneticilere bakın!

Fâsıkların kol gezdiği günümüz dünyasında “Ey inananlar, size fâsık bir kimse bir haber getirdiği zaman onu araştırın” (Hucurat 6) uyarısını unuttuk. Bu nedenle bugün “parçalanmış” durumdayız. Demek ki uyanık bir toplum olmalı, araştırmalı ve hakikati bulmalıyız.

Toplumdaki küçülme, maddi ve manevi anlamdaki dağılma, fikir, düşünce, sanat alanındaki gerileme, beraberinde toprakların gitmesine de neden olmuştur. İslam toplumunu incelediğimiz zaman görmekteyiz ki İslam birliğinden tutun da Mısır, Tunus, Cezayir, Filistin, Afganistan gibi birçok Müslüman toplumları eski varlığını kaybetmiş bir vaziyette.

Bizler en medeni, en dürüst, en adil, en bilgili, en faydalı, en güzel yol ve yöntemlerin yer aldığı Yüce Kitabımız Kur’an’dan uzaklaştıkça “yok” oluyoruz. Çünkü ayette (Enam 159) bize buyruluyor ki “dinlerini fırka fırka ayıranlar” kendileri de paramparça olurlar. Bugün yaşananlara bir de bu gözle baktığımız zaman daha sağlıklı değerlendirmeler içerisinde olabiliriz.

“Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak” yerine neyin veya kimin ipine -sarılmayı bırakın- dokunabilmek için kırk “takla atıyoruz.” Kişiliğimizi kaybettiğimiz gibi kimliğimizi de değiştiriyoruz. Kişiliğimizi, ailemizi, dairemizi, mahallemizi, şehrimizi, ülkemizi nasıl oluşturuyoruz? Bunu pek de umursamıyoruz. Hep şikâyet etsek de yine dönüp dolaşıp layık olduğumuz şekilde yönetilmeye geliyoruz.

Unutmayalım ki fitne zamanında yürüyenler koşanlardan, duranlar yürüyenlerden, oturanlar ise ayakta duranlardan daha hayırlıdır. Yüce Allah buyuruyor ki “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.” (Rad 11). Rabbim birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir