Toplu taşıma araçlarındaki manzara

Yolculuk yapmak için kullanmış olduğumuz toplu taşıma araçlarının “toplu tartışma araçları” veya bir “aile mahkemesi”ne dönmesini birçoğumuz istemeyiz herhalde. Ancak isteyenleri görünce dayanamayıp yazmaya karar verdim.

Yolcuların kimi okula, kimi işe kimi de bir başka yere gitmek için sabahın erken saatlerinde otobüs duraklarında bekleyip sırası gelen otobüse, dolmuşa veya metroya biniyor. Keşke her şey araçlara binip, ücretini ödeyip boş bir koltuğa oturmak ya da ayakta durmak için bir alanda bekleyerek seyahat etmek olsa.

Sıcak yaz günlerinde toplu taşıma araçlarındaki yüksek sesli konuşmalar, kulaklıklarını taktıkları halde müziğin sesini sonuna kadar açıp yolcuları rahatsız edenler, telefonun arama tuşuna basıp da bir türlü konuşmayı sonlandıramayanlar, hele bir de trafikte kural ihlali yapıp sinirleri gerenler oldu mu işte o yolculuk hiç çekilmiyor.

Çekilmeyen yolculuklardan birine çıkıyorum. İşe gitmek için bindiğim toplu taşıma aracına benden birkaç durak sonra birileri daha biniyor. Binmeleri en doğal hakları ama otobüsü “aile mahkemesine” çevirip de yüksek sesle konuşarak iki kişiyi on beş dakikada boşamak ve bir kişiyi de evlendirmek hakları mı? İşte bu tartışılır? Günün aktörü kadın, önce ücretini ödeyip ardından da boş bir koltuğa oturur oturmaz cep telefonunu çıkartıp “mahkeme işlemlerini” başlatıyor. (Mahkeme dediğime bakmayın aslında telefonda dedikodu eden iki kişinin oluşturmaya çalıştığı boşanma vakası.) Ardından bir de evlendirme işi başlayacak. Sonuç: 15 dakikalık hararetli tartışmanın geçtiği otobüste iki kişi boşanmış bir kişi de evlenmiş oldu. Bu da aslında yapılan araştırmalarda boşanmanın evlenmeden daha fazla olduğu gerçeğini bir kez daha gösterdi.

Şimdi sıkı durun, bir başka yolculuk ve olayı anlatacağım. “Toplu tartışma otobüsüne hoş geldiniz” misali, irkilmiş olduğum o sesle tanışmaya başlıyorum. Bir uğultu geliyor uzaklardan. Eğilip kulak vermek istiyorum. Sağa sola bakayım derken, ayakta durmakta zorlanan, gerginliği yüzlerinden okunan çatık kaşlı yolcuları görüyorum. Yolucuların otobüsün arka tarafına bakışları dikkatimi çekiyor. Çok geçmeden her şey çorap söküğü gibi ortaya çıkıyordu.

Arka koltuklarda oturmuş, ‘ben buradayım dercesine’ kendini fark ettirmeye çalışan o yolcu dikkatimi çekiyor. İlk ses ‘fark edilmek’ istenen yolcudan: “Utanmıyor musunuz, bu kadar insanın içinde bunu yapmaya?” O an, insanların şaşkınlığı yüzlerinden okunuyor! Ve yolcu devam ediyor konuşmaya: “Ben dünyanın dört bir yanını gezmiş bayanım. Otobüste nasıl davranılacağını bilmiyorsunuz. Beni deli yerine koydunuz. Şu bayana bak sen hele. O kendini biliyor…”

Yakınımdaki yolcu sözü alıyor: “Siz ne ahlaksız kadınsınız. Bu kadar insan sizi mi dinleyecek. Sizin yüzünüzden kitap bile okuyamıyorum…”

‘Fark edilmek’ isteyen yolcu bu defa hızını alamıyor, gazete okuyan öğrenciye ‘sataşıyor.’ “Siz nasıl insansınız, bana bir bilet bile vermediniz.”

Gazete okuyan genç: “Teyzeciğim, benim biletim öğrenci, sizin kullanmanıza izin vermezler.”

Kadın: “O kadar cahil değiliz yavrum. 2 defa basardık. Hem otobüste gazete okunmasını da yeni görüyorum…”

Genç cevap veriyor: “Teyzeciğim zaten tek kullanımlık hakkım kalmış, nasıl 2 defa basacaksınız? Ayrıca gazete okumak yasak mı?”

Sonuç: toplu taşıma araçlarındaki manzaranın içler acısı olduğunu gösteriyor.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir