Teşekkürün hayatımızdaki yeri

Gittikçe unuttuğumuz kavramlardan biri olan ‘Teşekkür ve Şükür’, insan ilişkilerinin ve yaratıcının rızasını kazanmanın en önemli anahtarını oluşturuyor. Yani bir taraftan iyi bir iletişim diğer taraftan ise önemli bir ibadet şeklidir teşekkür.

Toplum olarak, fertler olarak gittikçe soyutlaşan iletişim sistemimiz ne yazık ki yerini sanal iletişime terk etti. Nezaket kavramı tarihin tozlu raflarında kalırken, teşekkür ve şükür kavramları, modernizmin erozyonuna uğrayıp tahrip oldu.

Günlük yaşantımızda, iş hayatımızda, aile ortamımızda, ast üst ilişkilerinde teşekkür kavramı iyice unutuldu. Oysa bizim değer sistemimizde büyüklere karşı saygı ve küçüklere karşı sevgi vardı(r). Bunun en güzel örnekleri de teşekkür kavramı ile ortaya konuyor(du). Yaratana karşı şükür ve insanlara karşı teşekkürün en canlı örneğini ise Peygamber Efendimiz (s.a.v) sunuyordu. Bizler, O’nun ümmeti olmakla gururlanıyor ve her fırsatta şefaat diliyoruz. Oysa Peygamber Efendimizin bize öğrettiği fiilleri unuttuk.

Allah’a ibadetin yaratılış gayemiz olduğunu hatırdan çıkartıp, Peygamber’e itaatten uzaklaştık. Oysa nimete şükür, nimeti ikram edene teşekkür gerek. Bizler Rabbimize şükredici kul olmak ve nimetlerin bizlere ulaştırılmasında aracı olan insanlara ise teşekkür etmekle yükümlüyüz. Gel gör ki şükrü unuttuğumuz gibi teşekkürü de birer enaniyet sebebi saydık.

“Ben koskoca bilmem hangi makamdayım, neden teşekkür edeceğim” veya “Ben zenginim, o ise fakir, ben ondan üstünüm” gibi ene duygusu ile hareket edip, “Ben büyüğüm, o ise küçük” diye küçümser tavırlarla duygularımızın esiri olup, “Nasıl olsa işim görüldü, bir daha karşılaşmayız” diyerek kendini kandırmacalarla bu güzel kavramların kullanım değerini düşürüyoruz. Oysa teşekkür insanı küçültmez aksine insanı yüceltir. Çünkü teşekkür Rabbimizin bir buyruğudur.

Yüce Kur’an-ı Kerim’deki Rahman Suresi’nin 60. Ayetinde Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “İyiliğin karşılığı yalnız iyiliktir. (Diyanet Meali)” O halde iyiliğe karşı iyilikle karşılık vermek gerekir. Rabbimiz böyle emrediyor. Bir başka örnek ise Lokman Suresi 14. Ayette “İnsana da anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. İnsana şöyle emrettik; Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.”

Buradaki ‘Anne babana şükür’ bir anlamda tam da teşekküre karşılık geliyor. Peygamber Efendimiz de buyuyor ki “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” Nasıl ki yapılan iyiliklere karşı aynıyla mukabelede bulunmak bir teşekkür ise ‘Allah razı olsun, sağ olasın, emeğine sağlık…’ şeklindeki ifadeler de bir teşekkür yöntemidir.  

Toplumda gittikçe yaygınlaşan argolaşan kelime dağarcığımız ile gerçekleşen iletişim yöntemleri birer ‘samimiyet sebebi’ gösterilip, kişilik ve kimlik bunalımı yaşandığını gizliyor.

“Peki, bizim için aslolan nedir?” diyecek olursanız, el cevap: Medeni değerleri yaşatan, saygı ve sevgi kavramlarını içselleştiren, birer beyefendi ve hanımefendi edasıyla iletişim kurmaktır. Çünkü iyi olan, güzel olan, doğru olan hiçbir şey basit değildir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi 53. Ayette, “Ey Peygamber, kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” buyuruyor. Eğer dünya hayatımızı güzellik bahçesine çevirirsek, ahiret hayatımızı da kurtarmış oluruz. Bunun en güzel yolu da güzel söylemek, güzel konuşmaktır.

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir