Sosyal medyanın hal dili

Sosyal medya hayatımızın tam göbeğinde yer almaya devam ediyor. Kullanıcılar değişik gerekçelerle sosyal medyanın gerekliliğini veya gereksizliğini savunuyor. Sosyal medyanın gerekli olduğunu savunanlar tabii açık ara önde!

Sosyal medyanın gereksiz olduğunu savunanlardansanız o sanal cemaat tarafından aforoz edilecek duruma gelebilme ihtimalinizi düşünmelisiniz. Çünkü sosyal medyanın bir “cemaati, ortamı, dili, alıcısı, pazarlayıcısı, pazarı” vs var.

Oluşturulan sayfalar, kullanıcı kimlikleri, kullanım amaçları, paylaşılan içerikler size sosyal medyanın hal dili hakkında fazlasıyla bilgi veriyor. Kapalı gruplar ve açık gruplar zeybek ile horon arasındaki bariz fark gibi ayrı tellerden çalıp söylüyor.

Kullanıcılara sorduğunuzda, profilleri incelediğinizde kimi yalnızlığını gidermek istiyor, kimi bilgi paylaşımı yapıyor, kimi yüz yüze gelip konuşamadığı kişilerle sanal alemde tartışıyor, kimileri de “Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i anil münker vazifesini ifa ettiğini söylüyor.

Hayat aslında hiçbirimiz için masal gibi değildir. Bazen çakıl taşlarıyla dolu yollarda yalınayak yürür hakikati görürüz. Bazen de sanal âlemde masal dünyasında yaşar her şeyi tozpembe görürüz. Sosyal medyanın sokakları da böyle… Bazıları için masal bazıları için çakıl taşlarıyla dolu…

Eskiden herkesin bir günlüğü vardı, onları en gizli yerlerde saklardık. Hatta bazı günlüklerin kilitleri ve anahtarları vardı. Onları sadece en yakın bildiğiniz kişilerle paylaşırdınız. Ancak günümüzde bloglar ve Tumbir gibi sosyal paylaşım siteleri günlüklerle içerik olarak benzese de aslında insanların “Ne olur biri okusun, biri baksın, birileri yorum yapsın” dedikleri mecralara dönüştü.

Anne karnındayken ya da doğar doğmaz bloğu açılan, sosyal medya sayfaları, hesapları oluşturulan bebekler, sahipleri tarafından blog sahibi yaptırılan evcil hayvanlar, bu paylaşım mecralarının en uç misafirleri haline gelmiş durumda.

Henüz dünyaya gelmeyen “bebekler”den, asırlar önce dünyayı terk eden ünlü isimler adına açılan hesaplar, bugün bizi takip eder, yorum yapar, retweet eder, beğenir hale geldi. Öyle ki “Huylu huyunu terk etmez” misali hayattayken ideolojik olarak çatışanlar, yıllar sonra sanal âlemde yine çatıştırılarak takipçi kazandırılıyor. İşin özeti “Rahmetli beni beğendi, retweet etti” dedirtecek durumdayız.

Bugün bütün organizasyonların duyurusu sosyal medya üzerinden yapılıyor. Hatta öyle bir etkileşim oluştu ki bir etkinliğe gidip gitmediğini “Gidiyorsun, gitmiyorsun, düşünüyorsun, düşünmüyorsun, yok say” seçenekleriyle ölçer hale geldi. Bir organizasyona belki hiç katılmayacaksınız ama oraya “gidiyormuş” gibi yaptırıp “hayali cemaatinize ait olma hissi” oluşturuluyor. Böylece eylemsizliğinizi bir eyleme dönüştürüyorlar.

Yukarıda saydıklarımızla da yetinilmiyor… Sosyal medyada paylaşılanları beğendiğinizde bir taraf oluyorsunuz, beğenmediğiniz zaman bertaraf! Sosyal medya kullanıcıları sadaka dağıtırcasına beğenme butonu dağıtır oldu. “Takibe takip, like like vs.” Bununla da kalmadık. Daha da ileri gidip günlük eylemlerimizi ve söylemlerimizi emojilerle ifade eder olduk.

Her emoji bir ifadeyi simgelerken bir bakmışsın “Doğdu, emekledi, yürüdü, büyüdü, konuştu, sevindi, güldü, üzüldü, ağladı, hasta oldu, maske taktı, yaşadı ve öldü…” Sonuç; sosyal medyanın hal dili bizim ta kendimiz oldu!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir