Sıra ineklerin “gazı”na geldi!

Kuş gribi, deli dana derken sıra inek gazına geldi. Kuş gribi ile kümes hayvanları hedef alındı, deli dana hastalığı ile büyükbaş hayvanlar için hamle yapıldı. Bir dönem kanatlı hayvanları besleyen küçük çiftçilerin üretimleri durduruldu. Tavuk çiftlikleri belli başlı şirketlerin eline geçti.

Deli dana hastalığı ile ülkelerin ithalat ve ihracat dengeleri değiştirilmeye çalışıldı. 90’lı yıllarda bunun patlak verdiği ülkelerin başında İngiltere geliyordu. Dünyada neredeyse olağanüstü hal ilan edilecek duruma gelinmişti. O dönem Türkiye de uzun süre canlı hayvan ithalatına sınırlarını kapatmıştı.

Yanlış hatırlamıyorsam 14 yıl sonra 2010’da Türkiye yeniden canlı hayvan ithaline başladı. Ülkeler canlı hayvan ithalatı için neye bakıyor dersiniz? Uluslararası Salgın Hastalıkları Ofisi (OIE) raporlarına bakıyor. Hastalığı üretenler, geliştirenler, sahneleyenler ve raporları hazırlayanlar aynı kurumlar. (Covid’de bunu gördük).

Şimdi sırada yapay et tartışılıyor. Hal böyle olunca yeni bir “icat” gerekecekti. Bu icat ne olmalı derken, akıllara bizim köylü amcanın ineklerinin gazı geldi. O gazla birçok iddia ortaya atıldı. Kokusu gibi iddia da gittikçe yayılmaya başladı.

Gel gör ki 2006’da ABD Besin ve Tarım Organizasyonu tarafından temeli atılmaya başlanan “Sığır gazının küresel ısınmaya etkileri” iddiası öyle görünüyor ki hedef olarak 2030’u gözüne kestirmiş. (Malum bir süre Covid-19 ile devam edeceğiz).

Ortaya sığır gazı atılır da bunun kokusu Bill Gates’e ulaşmaz mı? Sahnelerin beklenen yüzü, her kehanetin fikir babası, her karanlığın “aydınlatıcısı”, “geleceği koklayan adam” Bill Gates imdada yetişti ve “Sığırlar çevre için taşıtlardan daha tehlikeli” buluşuyla sığırların gazına göz dikip inekleri ağlattı. Böylece büyükbaş hayvanların üretiminin azaltılması gerektiği iyiden iyiye dillendirilmeye başlandı.

Microsoft’un kurucusu Bill Gates, küresel ısınmadaki payları nedeniyle, “İneklerin çıkardığı gazların dünyanın en önemli sorunlarından biri” olduğunu söyledi. Birileri de koro halinde peşine takıldı.

Yaptığım araştırmalarda bazı uzmanlara göre inekler günde ortalama 100 ile 200 litre arasında metan gazı çıkarıyormuş. Bununla da yetinmeyen uzmanlar, daha da ileri giderek bu gaz miktarının 500 litreye kadar çıkabileceğini iddia ediyor.

Peki, BM ne diyor? BM tarafından yapılan bir araştırmada, “Büyükbaş hayvanların, atmosferdeki sera etkisine yol açıcı gazların salımındaki sorumluluklarından ötürü çevre için motorlu taşıtlardan daha tehlikeli oldukları” dillendiriliyor.

Vay vay vay! Asıl bomba şurada: “Büyükbaş hayvanları beslemek, et üretmek, otlatmak ve taşımak için harcanan yakıtın sera etkisine yol açan gazların en önemlisi olan tüm karbondioksit salımının yüzde 9’unu oluşturuyor. Ayrıca bir litre süt üretmek için 990 litre su tüketen büyükbaş hayvanların su kaynaklarını da ortadan kaldırdıkları kaydedildi…”

Yıllarca hayvancılık yapan biri olarak şunu ifade etmem gerek ki bir inek sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kova su içiyor, bir kova ise süt veriyor. İki kova su toplamda 40-50 litre demek. Aklımızla alay ediyorlar.

İnsanın ve kainatın doğasına karşı açılan bir savaş var. Sentetik bir hayat sunuyorlar. Öyle ki kamuoyunca tanınan kişiler, laboratuvarlarda üretilen etlerin “hem sağlıklı hem de çevreci” olduğunu anlata anlata bitiremiyorlar. Oysa hayvansal proteinler milyonlarca köylünün temel besin kaynağı. Önce büyükbaş hayvanlar, sonra küçükbaş hayvanlar, ardından kümes hayvanlarının üretimleri yasaklanmak istenecek.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ayşe Ayşin Işıkgece projelerini anlatırken “Karbon salınımı nedeniyle büyükbaş yerine koyun üretilecek” açıklaması yaptı. Bu açıklama beni bir hayli düşündürüyor. Dünya küresel bir oyunun içinde. Bu küresel oyun ülkemizdeki tarıma yeterince zarar verdi. Ata tohumlarımızın yerini GDO’lu tohumlar aldı, şimdi sıra hayvancılıkta!

Bu adımın devamı olarak hayvancılık yapanlar için “karbon vergisi” kalemi icat edilirse hiç şaşırmam!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir