“Şeytan İsrail” zincirlerini yine kırdı

Mevsimler yine yaz. Sıcak en şiddetiyle kasıp kavuruyor. Ne lodos ne de poyraz etki ediyor yüreğimizdeki yangına.

Orta Doğu temmuz sıcağında kavruluyor. Filistin, Irak, Suriye en kurak mevsimini yaşıyor. Orta Doğu öyle bir hal aldı ki hafızalarda yangın yerini çağrıştırır oldu. Yılardır acı çeken bu topraklar, merhameten yoksun bir yaşam sunuyor. Çünkü Orta Doğu bir yangın yeri haline geldi.

Yıllardır Orta Doğu’yu kasıp kavuran sıcaklara muhatap oldu dünya. Gazze ve Filistin henüz dünyadayken “cehennem ateşini” yaşadı. Orta Doğu’daki sıcaklık dokunduğunu yakıyor, dokunamadığını ise başka bir güne erteliyor. Burası bambaşka bir coğrafya. Burada masumlara yer yok. Burada zalimlerin zulmü hakim.

Mübarek Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu günlerde “Şeytan İsrail” zincirlerini yine kırdı. Oysa bizlere hep öğretilmişti “Ramazan ayında şeytanlar zincire vurulur, insanlara zarar gelmez” diye. Fakat unutmuşlardı ki “Şeytan İsrail” bunun dışında kalacaktı.

Son bir haftadır Filistin, Gazze kan ağlıyor. Tıpkı Suriye’de, Irak’ta olduğu gibi. Yaşadıklarımız aklımızda onlarca soru işareti bırakıyor, dün olduğu gibi.  Ve soruyoruz kendi kendimize: “Dünyada olup biten nedir?” Hele Gazze’de! Yıllardır abluka altında bu kadim şehir. Yapacakları iki şey var; ya direnecekler ya da diz çöküp, teslim olacaklar. Yaşanan tablo gösteriyor ki İsrail öldürmekten, Gazze ise direnmekten vazgeçmeyecek.

Gazze onuruyla direnirken, İsrail onursuzca saldırıyor. Gazze’nin gecesinde, gündüzünde ölüm var! Gece top sesleri, gündüz acı acı çalan sirenler, şehitlere yetişemeyen ambulanslar… Gazze’nin sopa, taş ve sapanına karşı; İsrail’in tankları, roketleri, füzeleri sahnede… Dünyadaki güç dengesi bu! Mazlumun bir taşı, zalimin tankından daha çok göze batıyor. Buna sessiz kalmak Gayretullah’a dokunmaktan başka nedir söyler misiniz?

Eski manzaraları tekrar tekrar “seyrediyoruz.” Yine bu Ramazan aynında İsrail’in saldırıları karşısında 130’u geçen şehit sayısı, çocukların cennet fotoğrafları yüreğimizi parçaladı. O minik yavruların dağınık saçları, ecel rüzgârında dalgalanır gibi karşımızda duruyor! O bakışlar yok mu, sanki yaşar gibi bakan donuk gözler, nur yüzler, teslim olmuş bedenler…

Neler mi fısıldıyorlar bizlere, neler mi istiyorlar bizlerden? “Şu vahşet dursun, insanlık susmasın, dünyada barış olsun, zalimler zulmetmesin, mazlumlar kimsesiz kalmasın” diyorlar galiba! Siz masum bedenler! Bundan emin olun ki yüzlerinizdeki donuk kanlar,  bu yaşanan vahşetin en büyük şahitlerinden biri olacaktır. Belki biz korkaklar zalimlerin korkusundan buna şahitlik edemeyeceğiz, ama sizin o masum yüzünüzdeki donuk kanlar buna şahitlik edecektir korkusuzca.

Sizlerin üzerine bomba yağarken biz dünyadaki acizler sessiz kaldık. Tıpkı Bosna’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da olduğu gibi.  Ekranlar ölüm tarlası, kulaklarda siren sesleri, hafızalarda ise bir babanın ölüm anındaki Kelime-i Şehadet nidasını unuttuk çoğu zaman. Biz bugün susanlar, yarın nasıl konuşacağız, konuşabilecek miyiz bilmiyoruz?

Şunu biliyoruz ki küçücük yüzölçümlerin büyük ölümlere neden olduğu bir coğrafyanın parçası olan Filistin, Gazze, en büyük insanlık dramını yaşıyor şimdi. Gazzeliler kendi yurtlarında mülteci.  Sınırdaki refah şehri olan Mısır ise Gazze’ye karşı gaddarca davranıyor. Tarih ise zalimin ve mazlumun yanında olanları kaydediyor.

 Gazete PDF:

http://www.yedigungazetesi.com.tr/gazeteler/20140715gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir