Sessizlik

Her geçen gün artan PKK saldırıları karşısında bütün sorumluluk hükümete ve TSK’ya yüklenmiş gibi. İktidar-muhalefet arasında süren ‘kavga’, Salı günleri yapılan ‘Grup konuşmaları’nda herkesin birbirine olan ‘ver yansını’ ile sonlanıyor.

AK Parti’nin uygulamaya çalıştığı ‘açılım’ politikasını muhalefet liderleri en baştaki tutumlarına paralel açıklamalar yaparak devam ediyorlar. Ülkenin, AK Parti hükümetinin ısrarla sürdürdüğü bölünme çabalarıyla karanlık bir eşiğe geldiği iddia ediliyor. Başbakan Erdoğan’ın 23 Temmuz 2009 günü “İster Kürt sorunu deyin ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Kürt açılımı deyin” sözleriyle başlayan ‘açılım’ polemiği, ‘yıkım çalışmaları’ olarak nitelendirilmeye devam ediyor.

Bu konuşmanın üzerinden neredeyse bir yıl geçecek. Bu süreçte atılan adımlar bazen de uygulanan yanlış politikalar nedeniyle iktidar-muhalefet arasındaki gerginlik her geçen gün daha da arttı. Ne CHP, ne MHP ne de BDP’den buna bir destek sağlanmadı. ‘Açılımın’ koordinatörü İçişleri Bakanı Atalay’ın gazetecilerle görüşmesi Bahçeli tarafından “12 kötü adamla görüşme” olarak değerlendirildi.  Onlara göre ‘suçlu’ biri varsa o da iktidardır.

İktidarın bu terör belasını tek başına çözemediğini fırsat bilip, bunun faturasını sadece hükümete ve TSK’ya çıkarmak ne kadar doğrudur? Tek başınıza iktidar olmuş olabilirsiniz ama muktedir olamamışsanız bazı işleri yapmanız çok kolay olmayacaktır. Bunu da her fırsatta görüyoruz. Bizim sevgili muhalefetlerimiz, iktidar olmak ile muktedir olmayı karıştırıyorlar.

Kimileri, Gediktepe’ye çıkartma yapacağım sevdasıyla, ‘burada ben de varım’ demeye kalkarak çözüm öneriyor. Ya da kum torbalarının göğüs hizasına kadar yükseltilmesiyle oluşturulan siperlerde brifing alarak, askere psikolojik destek verildiği öne sürülüp ‘çözüm’ önerileri dillendiriliyor. Çözümün parçası olmak yerine, çözüm adına sessizlik içinde, olası iktidar hesapları yapılıyor maalesef.

Kılıçdaroğlu, poz verme peşinde koşup, “asker elinden geleni yapmıştır, bu iş siyasetle çözülecektir” diyor. Bunu diyor demesine ama o siyasetin ne olduğu şimdiye kadar ortaya konulmuş değil. Fotoğraf üzerinden siyaset mi, liderler arasındaki görüşme polemiği mi, yoksa 2011 seçimlerinde yeni bir iktidarla aranacak çözümler mi? Bunların hiçbiri alenen ortaya konulamıyor.

MHP kanadında da, terör olaylarında, “Öcalan’ı asarsanız varız, hodri meydan” diyerek ya da “bu işin çözümü OHAL’den geçer” “AK Parti iktidarı, milleti açlık ve teröre mahkûm etti”, “erken seçim kaçınılmazdır” gibi sözde çözümlerle muhalefet görevi yapılmaya çalışılıyor. Ülke meselelerinde bile bir araya gelemeyen liderlerimiz oldukça, bizler onların ‘çözümsüzlük arayışını’ daha çok yazarız.

Zaten, PKK’nın Meclis’teki temsilcilerine diyecek yok. Edep sınırlarını aşan konuşmalarla, kendilerini dev aynasında görerek, PKK’nın avukatlığını yapıp, millete (milletin vekillerine) hesap sormaya çalışıyorlar. İçlerine düştükleri durumdan ‘nasıl çıkarız’ arayışlarına girdiklerini fark etmiş olacaklar ki bu kadar ‘hırçınlaştılar.’ “Demokratik açılım” sürecinde ‘açılıma’ destek vermeyerek ve Anayasa Değişiklik Paketi’ndeki parti kapatmayı ortadan kaldıracak maddeye’ “hayır” diyerek nasıl bir çıkmaza girdiklerini gördüler. Ve yarın seçmen tabanından oy isterken ‘ben onlara ne diyeceğim?’ sorusunun cevabını aramaya başladılar.

Şimdiye kadar TBMM’de bu ‘cesareti’ gösteremeyip, “sizin şerefsiz milletvekilleriniz” diye hitap ederek kendilerindeki ‘ahlakı’ belli etmeye çalışıyorlar. Yarın meydanlarda bunu alenen dillendiremeseler de “bakın biz sizlerin hakkınızı korumak için, Meclis’te bize yakışan üslupla konuştuk” diyeceklerdir. Bunun dışında başka çıkışları yoktur. Gündemde kalabilmek için her yolu denerler.

Dağdaki destekçileri ne diyor: “Bu yaz çok sıcak geçecek.” Yani Türkiye’ye açık tehdit savuruyorlar. Geçtiğimiz günlerde yakalanan bir PKK’lı, “örgüte gerilla katılımı olmuyor, bu nedenle örgüt zor durumda” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Şimdi de bunu doğrular nitelikte açıklamalar yapılarak “Daha fazla gerilla kabul etmeye hazırız. Eylemsiz dönem bitti” deniyor.

Yapılanlar ve yapılmaya çalışanlar ortadadır. Bunların karşısında alınabilecek önlemeler, atılacak adımlar, yapılacak görüşmelerde, ‘sen gel, ben gelmem, yok kamera olsun, pişmanız dersen görüşürüm’ gibi laf ebelikleriyle içine düşülen sessizlikten hepiniz sorumlusunuzdur. Sessiz kalınarak eğer varsa bir vebal, bu vebalde ‘ben yokum’ demeye kimsenin hakkı yoktur. Ortada bir vebal varsa, buna iktidarından muhalefetine hepiniz sorumlusunuzdur. Kısacası çözüm olarak sessizliği seçmeyiniz!

Bir de tavsiye: “Türkiye genelinde terör örgütüne ait grupların harekete geçirildiği” söyleniyor. Bu durumda vatandaş olarak daha dikkatli olmalıyız!

Unutulanlar: Bu millet, 20 yaşındaki Mustafa’nın, 17 yaşındaki Buse’nin hesabını sormayı çok iyi bilir. Eğer ‘çözüm’ adına sizler bir şey yapmıyorsanız, dönüp aynaya bakın ve geçmişi hatırlayın. Ne iktidarlığınız ne de muhalefetliğiniz kalır. Sadece seçim pusulalarında adınız ve ambleminiz kalır!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir