Sakallılardan hiç korkmadım

İsrail’in menfur saldırısı sonucu, bu saldırı karşısında gösterilen tepkiler ve düzenlenen mitingler, yapılan kınamalar muhterem yazarlarımızı ikiye böldü. Bir kısmı ülkesini seven(!) ilan edilirken bir kısmı da şeriat destekçisi ilan edildi.

Aynı günde hem 7 askerimizin hem de Mavi Marmara’daki 9 vatandaşımızın şehit edilmesi ‘ülkeyi seven, sevmeyen’ ayrımına kadar getirdi. Gazze için elçilikler önünde yapılan eylemlerde bulunan insanların sakallı olması, şalvarlı olması bu yardımların sadece ‘İslami olduğu’ anlayışını hâkim kılıyormuş. (Bir haberci olarak gözlemlediğimde, yanılıyorsunuz diyorum! Orada top sakallı da vardı, mini etekli de.)

“Sokaklarda bağırıp çağırarak, diplomatik temsilciliklerin önünde gösteriler yaparak bir şey elde edebilmenin mümkün olmadığını” savunan muhterem yazarlarımız oldu. Hatta daha da ileri gidilerek:

 “Türk hükümetinin açıklamaları, sert demeçler, Türkiye’deki İsrail elçiliği ve konsolosluğu etrafındaki “kuşatma”, Filistin bayrakları, öfkeyle bağıran insanlar. Yüz binlerce insanın yaşamını kazandığı, turizm gelirleriyle dış ticaret açığını kapatmaya çalışan bir turizm ülkesi için ne kadar tehlikeli bir algı yarattığımızın farkında bile değiliz.”denildi.

“Gazze için yürüyen muhafazakâr kesim neden 40 şehit için de yürümüyor?” soruları soruldu. Hele bir de İran’la yaptığımız ‘Nükleer takas’ anlaşmaları korkusuna kapılıp şunları söyleyenler de oldu: “Türkiye Ortadoğu’da hâkim bir İslam ülkesi olma yoluna itiliyor… Yeni bir Osmanlıcılık oluşturuluyor. Türkiye Cumhuriyeti hızla Atatürk İlke ve İnkılâpları’ndan dolayısıyla da Cumhuriyet rejiminden uzaklaştırılıyor…” yani ‘şeriat geliyor’ paranoyasına kapıldılar.

Yardım gemisinde vatandaşlarımızın katledilmesi, 400 civarında tutuklu vatandaşımızın olması, Hatay’da 7 şehit vermemiz… Tüm bunlar, Başbakan’ın, Dışişleri Bakanı’nın, Milli Savun Bakanı’nın yurtdışında olmasıyla bağdaşlaştırılarak ‘yaşananların sebebi hükümettir’ denilmeye getirildi. (Genelkurmay Başkanı’nı unutuyorlar ne hikmetse.)

Ülkesini çok sevenler(!) neredeyse ‘jetlerimiz kalksın, hemen savaşalım’ yaygaraları kopararak, Türkiye’yi çıkmaza sokma ve iktidarı devirme fırsatını denediler. Çok şükür ki, hükümet akıllıca davrandı ve duygulara kapılmadı. Şu anda yapılanlar yeterli mi? Bence değil. 31 Mayıs Mavi Marmara Katliamı unutulmamalıdır ve gereken her şey yapılmalıdır.

İngiliz SAS komandolarının 1988’de, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun (IRA) silahsız 3 üyesini Cebelitarık’ta öldürmesi sonucu AİHM, İngiliz hükümetini, ‘İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2.Maddesi’ni ihlal etmekten’ suçlu bulmuştu. Şimdi de, uluslararası hukuk ihlali unutulmamalıdır.

Bu kadar genel bilgiden sonra gelelim başlığımıza.

Mavi Marmara’da şehit edilen vatandaşlarımıza ne kadar üzüldüysem, Hatay’daki ve bütün şehitlerimize de o kadar üzülmüşümdür.

Gazze için elçilikler önünde bulunanların ne kadar yakınında olduysam, şehit cenazelerindeki vatandaşlarımızın yakınında da o derece oldum.

Her gün barlarda, şurada burada eğlenip çokça para harcayıp da, eylem yapan insanların İsrail’den gelecek turist gelirlerini engelleyeceklerini düşünmedim hiç.

Bu menfur olaylar olduğunda, hükümet yetkililerinin yurtdışında olmalarını ‘aklıselim bir karar almak adına’ olumlu düşündüm.

Ülkesini sevenler(!) kadar olmasa da, jetlerimizin kalkmasını hiç doğru bulmadım. Haklıyken haksız duruma düşmeyi unutmadım.

Şortlu, mini etekli gezen insanlardan ne kadar korkmadıysam, şalvarlı, çarşaflı gezenlerden de o kadar korkmadım. Başı açık gezenleri ne kadar hor görmediysem, başörtülü gezenleri de o kadar hor görmedim.

Küpeli, pirzink takan erkekleri, hızmalı ve pirzinkli gezen kadınları ne kadar dışlamadıysam,  converse giyen başörtülüleri, ‘hacı sakallı’ gezen erkekleri de o kadar dışlamadım.

Mavi Marmara’ya binenlerden Müslüman, Hıristiyan, Yahudi olanları nasıl biliyorsam, şehit olan askerlerimizden de Türk, Kürt, Alevi olanları da o kadar bilirim. Bütünleşmemiz gereken zamanda ayrışmaya geçit vermemek gerekir. Gün birlik günüdür…

Sakallılardan bahsetmişken aklıma eski CHP MYK üyesi Savcı Sayan geldi. Önder Sav ve Kemal Kılıçdaroğlu’nda da sakal korkusu var mıdır acaba?

Sakallı değilim… Sakallılardan da hiç korkmadım…

Muhterem yazarlarımızdaki bu korku nedendir acep…

Not: Dünkü yazım için çok sayıda mail aldım. Değerli okurlarımı çok duygulandırmışım, hatta ağlayanlar da olmuş. Haklarını helal etsinler. Hepsine teşekkür ederim.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir