Saadet’teki saadetsizler

11 Temmuz’da Saadet partisi Olağanüstü Kongresi’nde “Erbakan’ın destekçileri” kürsüyü karıştırmışlardı. Ortaya iki liste çıkmıştı ve kürsü önünde tartışmalar yaşanmıştı. Parti yöneticileri, olası bir kavgayı önlemeye çalışırken, çevik kuvvet ekipleri, kürsüye çıkarak gerginlik oluşturdukları gerekçesiyle bazı kişileri kürsüden indirmişti.

Hatta basın mensuplarının kamera kasetlerine bile el konulmuştu. “Beyaz”  ile “Yeşil” in kavgasına tanık oluyorduk o günlerde. Yani, ‘Beyaz’ ve ‘Yeşil’ liste kavgası yaşanıyordu. Numan Kurtulmuş her iki listeden de aday gösterilmişi. Ancak,  Kurtulmuş’un “yeşil” listeden istifası ile hukuk açısından sıkıntı oluşacağı belirtilmişti. İşin kötü tarafı da, Saadet Partisi Tüzüğü’nde böyle bir durum karşısında nelerin yapılabileceğinin belirtilmemiş olmasıydı.

Süreç böyle devam etti ve en sonunda “Erbakan taraftarları” yeniden kongre talebinde bulunup, imza toplamaya başladılar. Topladıkları yeterli imzaları ilerleyen süreç içerisinde Saadet Partisi’ne sundular. Ama bunun sevinci çok fazla sürmedi ve imzaların bir kısmı geri çekildi. Şimdilik kongre talepleri de askıda kaldı. Bunun ardından, deyim yerindeyse Numan Kurtulmuş’tan ‘öç almaya’ başladılar. Ve sonunda ‘iftar protestolarına’ kadar varıldı.

Kendilerini her fırsatta “mücahit Erbakan’ın askerleri” olarak tanıtan ve eylemleriyle bunu yapmaya çalışan bir grup, maalesef 21 Ağustos’ta Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı’nın geleneksel iftar sofrasında hem de Kur’an okunurken, Numan Kurtulmuş’u protesto ettiler.

HaBertaraf ekibi, bu protestonun öncesinde bu eylemin gerçekleşeceği istihbaratını almış ve okurlarına bunu duyurmuştu. Hatta Numan Kurtulmuşla da röportaj yaparak, kendilerine bu olayların yaşanabileceği hatırlatılarak, kendisinden cevap alınmıştı. Numan Kurtulmuş, kendisine yakışanı yaparak, “iftarda protesto olacağını zannetmiyorum. Zira Milli Görüş gençleri değerli ve akıllı insanlardır. Provokasyonlara gelmez” diyerek, olayların yaşanmaması için ılımlı mesajlar vermişti.

Hoca’ya, hacıya sadakatin böyle olmayacağını düşünemeyen kendini bilmezler, “Hocaya sadakat şerefimizdir” sloganı atarak, “Numan Kurtulmuş istifa” çağrısında bulunmuşlardı. O kadar davetlinin içerisinde kendilerine yakışanı yapan, ‘Hocaya sadakat elçileri’, terbiyesizliğin en âlâsını yaptılar.

Bakın olay nasıl gelişiyor. “Yemek faslının ardından Pakistan Büyükelçisinin konuşma yapmak için kürsüde bulunduğu sırada 50 kişilik eylemci grup yeniden harekete geçti. Masaları devirerek ve masa üstündeki kaşık, çatal ve tuzluk gibi nesneleri sağa sola fırlatarak ilerleyen grup kürsüye doğru yürüdü. Güvenlik güçleri grubu durdurmada etkisiz kalırken, İstanbul teşkilatı yöneticileri can güvenliğini düşünerek misafirleri salon dışına çıkarttı.”

Sadece bununla da yetinmeyen grup, gazetecileri de o arbedenin ortasına mahkûm ettiler. Edep sınırlarını aşan bu davranışların ardından, sürekli kendilerini “Sadakat elçileri” olarak gösteren bu insanlara çok açık söylüyorum: kızıyorum. Erbakan’ın Balgat’taki evine ziyarete gelen bir grup ‘Hoca’nın askerleri’ olduklarını belirtmişti ve o günkü durumlarına şahit olmuştum.

Haber yapmak için gittiğimizde, oradaki insanların ‘el pençe’ durarak, hatta bazılarının kendi kendilerine göğüslerine vurarak “Hocam hocam ne olur bırakma bizi” dediklerine şahit olduğumda kendilerine acımıştım. Saadet’teki saadetsizlerin durumu çok kötü. Kendilerini bir an evvel saadete kavuşturmak adına ‘doğru’ davranışlar içerisine koymalılar.

Unutulanlar: Sadakatle köleliği karıştırmamak gerekiyor. Eğer sadakat dedikleri şey buysa, bence Numan Kurtulmuş’un sadakatine bu insanların yetişmesi imkânsız gibi görünüyor.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir