Resmi tarihin arka sayfası: Kızıl Pençe (2)

Geçen günkü yazımızı Kâzım Karabekir’in Saltanatın kaldırılmasına kadar olan anılarından bölümlerle bitirmiştik. Bu yazımızda ise alınan önemli kararlarda Karabekir’in saf dışı tutulmasından M. Kemal’in İslamcı söylemlerinin yerini “Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkûmdur” ifadesine giden süreci okuyacaksınız.

Atatürk’ün 1 Kasım 1922’deki Meclis konuşmasında “tam bir İslamcı söylemin” hâkim olduğunu yazan Karabekir, o konuşmalara şu şekilde yer veriyor: “Türk ve İslam Türkiye Devleti bu iki saadetin tecelli ve tezahürüne menba ve menşa olmakla dünyanın en bahtiyar bir devleti olacaktır. Yine 3 Şubat 1923’te İzmir konuşması yapan Gazi Paşa, “Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur…” der.

Sonraki bir tarihte, 10 Temmuz 1923 günü Ankara İstasyonunda, Gazi ile konuşan Karabekir, M. Kemal’den beklenmedik bir cümle duyar: “Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkûmdur.”  Bu cümle karşısında şaşıran Karabekir, “Yüzüne hayretle baktığımı görünce ‘Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar! Böyle kimselerle ülkeyi zenginleştirmek mümkün değildir. Önce insanların din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz.’diye açıklama yaptı” der.”(s.86)

Belki de bundan sonra daha da “vahim” durumlar başlayacak, anayasa çalışmaları sürerken Karabekir Paşa bundan habersizdir. O sahneyi Kâzım Karabekir şöyle anlatır: “18 Temmuz 1923 Çarşamba günü Ankara istasyonundaki öze kalem binasına gitmiştim. Anayasa konuşuluyormuş. Tesadüfen girmiş oldum toplantıya. Hâlbuki bana haber verilmeliydi; çünkü çok hayati bir mesele konuşuluyordu.”  Orada aynı zamanda “Devletin dini İslam dinidir” meselesi konuşuluyormuş. Hatta Mahmut Esat Bozkurt kanaatini belirterek, İslamiyet’in ilerlemeye engel olduğunu savunmuş.

Oysa Atatürk’ün Balıkesir’de hutbe okuması, Kur’an’ı ve hilafeti methettiği bilinir. Bu değişim beraberinde şunları getirir: 14 Ağustos 1923 akşamı Türk Ocağı’nda konuşan Mustafa Kemal, Karabekir’in “İlk tehlikeli hamle” diye ifade ettiği “Kur’an’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek” fikrini ortaya atar. Ve işin garip tarafı da şudur ki din âlimi olmayan Cemil Sait Barlas, Fransızcadan Türkçeye ilk çeviriyi yapar. Bu da bazı değerin sarsılmaya başlayacağının göstergesidir.

Sırada Cumhuriyet’in ilanı vardır. Bu konuda da Karabekir’in anılarında ilginç bilgiler yer almakta… “Sevgi ve saygı ikna ile kazanılır. Korkutmaktan, sindirmekten ancak nefret doğar.” diyen Karabekir,  Cumhuriyet’in bir oldubittiye getirildiğini öne sürmekte. “Cumhuriyet, Ankara’da öylesine bir oldubittiye getirildi ki İstanbul gazetecileri bile onu atılan toplarla duydu.” Bu kadar “acelenin” sebebini ise Karabekir şöyle açıklıyor: “Cumhuriyeti ilan edecek olanların derdi… gazetelerin Cumhurbaşkanlığına aday olabileceklerin isimlerini yazmalarından, Mustafa Kemal Paşa’ya da Meclis kürsüsünden millete verdiği ‘sine-i millete döneceğim’ sözünü hatırlatarak, O’nu adaylar arasında göstermemelerinden kaygılanmışlardı.”

Karabekir’in tanık oldukları bunlarla da sınırlı değil. “Erzurum Kongresi’nde Gazi’nin başkanlığı aleyhine bir oy varmış, o da benimkiymiş! Oysa ben üye bile değildim, kongreye dahi katılmamıştım!” diyerek hayretlerini dile getirir. “Son”a gelindiğinde  “Suikastlarla hükümeti devirme tertip heyeti olmaktan dolayı sanık olmuşuzdur. Yalanın savunulması pek tehlikelidir. Çünkü insanı daha berbat bir hale kor. 3 bin kitabımı yaktılar. Suikast düzenlediler.” (Karabekir’den son bir not, “Gazi’nin Gizli Pençesi Kılıç Ali…)

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir