Resmi tarihin arka sayfası: Kızıl Pençe

“Kâzım Karabekir Paşa’yı bir elinde kılıç, öbüründe kalemle düşünmek hoşuma gidiyor. İyi bir asker ama o kadarla bitmiyor. Aynı zamanda müşfik bir baba, kanunlara riayetten zerre kadar ayrılmayan dürüst bir vatandaş, hakkını sonuna kadar savunan medeni bir insan, inandığı dava uğruna hayatını ortaya koymayı bilen bir kahraman…” diye başlıyor, Mustafa Armağan’ın Kâzım Karabekir’in anılarını anlatan “Kızıl Pençe” kitabı.

Ve alıp götürüyor okurlarını tarihin arka sayfalarına doğru… Karanlıkta kalmış, ezberleri bozan onlarca bilgiyle buluşuyor insan. Asker olarak bilinen, asker olarak tanıtılan ve siyasete atılması istenip hatta “başbakanlık teklif edilen” Karabekir’in yakılan kitaplarını, hayatına kurulan tuzakları, yargılanmasını, tutuklanmasını ve daha birçok şeyi “günlük”lerde okuyoruz.  Aslında iki anı kitabını (Kızıl Pençe ile İmaj ve Hakikat) peş peşe okurken, Kurtuluş Yılları ve Cumhuriyet dönemini daha iyi anlayabiliyoruz… Daha iyi karşılaştırma yapabiliyorsunuz. Aktörler değişse de “pençeler” devam ediyor…

Başarısı sadece Doğu Cephesi’nden ibaret zannedilen Karabekir Paşa’nın kaleminin de kılıcı kadar keskin olduğunu yazdıklarında görmek mümkün. “Asker hayatı”nda tuttuğu “sivil notlar”, etkilediği siyaset ve yakıldığı kitapları kadar değerli. Armağan’ın değerlendirmesi ile “Hayatı ve yazdıkları resmi tarihin radyumudur (ayrıştırma).” Yazdıkları ile tarihe önemli notlar düşen Karabekir, bizlere yeniden tarih bilgisi aktararak: “Kitaplarda, Hareket Ordusunun Kurmay Başkanı olarak Mustafa Kemal Bey gösteriliyor. Oysa doğrusu, Ali Rıza Paşa olacaktır. Mustafa Kemal 1. Tümenin kurmay başkanı o dönemde. 2. Tümenin kurmay başkanı da ben olmuştum” diye yakınacaktır.

Cumhuriyet fikrinin nasıl ortaya çıktığına dair de anılarına not düşen Karabekir, Lord Curzon’un İngiliz Yarbayı Rawlinson ile gönderdiği haberleri kayda geçiyor.  27 Kasım 1919’a dikkat çekerek, haberi anlatıyor: “…Artık krallık ve imparatorluk modası geçmiştir. Millet birçok debdebe ve masraf yerine, kendi işini kendi gören cumhuriyet taraftarıdır. Siz de padişahı sadece halife sıfatı üzerinde kalmak şartıyla hükümet ve siyasete karıştırmayıp istediği yerde oturmasına taraftar olmalısınız.”

Karabekir’in sürekli uyarı ile geçen hayatının anılara yansıyan kısmında ilginç olayların araladığı kapılardan ürkerek de olsa geçmek zorunda kalıyorsunuz, tıpkı O’nun geçtiği gibi. Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı bir mektuba gelen cevabın “önemli kısmını” günlüğüne aktararak genç nesillere o dönem yaşananlar hakkında bilgiler veren Karabekir, Saltanat’ın, Halifeliğin nasıl kaldırıldığını anlatıyor. 11 Mart 1921 tarihli mektupta şunların yazdığını söylüyor: “Büyük Millet Meclisi, Hilafet makamına bağlıdır ve öyle kalacaktır. Ancak saltanatın da BMM’yi tanıması gerekir…”

Saltanatın kaldırılarak hilafetin Osmanoğulları’nda bırakılmasını öneren Karabekir, ilerleyen zamanda hayal kırıklığına uğrayacaktır. Karabekir’in bu düşüncesi karşısında endişelenen M. Kemal, Lozan’a İsmet Paşayı gönderir. Gerekçe ise “Sen kafanla harekette ısrar edersin. Lozan’a İsmet Paşayı göndereceğim çünkü O, sözümden dışarı çıkmaz.” der.

İlerleyen zamanlarda Rıza Nur’un BMM’de verdiği önergenin imzalanması için gelen metinde “Osmanlı hanedanlığı ölmüş olup tarihe intikal etmiştir” yazısını Karabekir görecek ve Mustafa Kemal’e dönerek “Kararımız bu muydu? Ancak hilafetin Osmanlı hanedanına ait olduğu hakkında apaçık bir önerge daha verilmesi şartıyla imzalarım” deyip, önergeyi imzalayacaktır. (devamı ikinci yazıya…)

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir