Referandum raydan mı çıkıyor?

Bulduk bir konu artık yitirmeyiz aylarca. Yazar dururuz bunları. Nelerden bahsettiğimi tahmin ediyor olmalısınız. Malum, 12 Eylül 2010 günü yapılacak Referandum’dan, bahsediyorum… “Yandaş” ve “Candaş”  medyası ayrımına baktığımızda ‘Referandum raydan mı çıkıyor’ diye sorma gereği hissediyorum. Neden mi?

Çünkü iktidar-muhalefet düelloları başlamadan önce, medyadaki “Yandaş-Candaş” düellosu başladı. “Yandaş” diye tabir edilenler, “sivil Anayasa” destekçileri olarak görüldüğü için, aynı zamanda iktidarı da desteklemiş oluyorlar. O nedenle de, “sivil Anayasa” hazırlığının mimarı gözüken iktidar ve onun yaptığını destekleyen bir medya kaçınılmaz oluyor. Bu medya kesimi kaçınılmaz olunca, iktidarın karşısında nasıl ki muhalefet kaçınılmaz ise, “Yandaş”ların karşısında da “Candaş”lar kaçınılmaz oldu.

“Candaş”lar ise, medya muhalefeti görevini sürdürerek, iktidarı destekleyen medyaya karşı; muhalefetin “Candaş”ı olarak hizmet etmeye başladılar. Eskiden olduğu gibi… Muhalefet, Anaysa değişikliğini eleştirirken, “Candaş” medya da bu çizgide yayın yapmayı sürdürüyor. Muhalefet ile aynı paralelde ilerleyen bu medya, ya kendi söylemini muhalefete benimsetiyor ya da muhalefetin söylemini kendisi benimsiyor.

Referandum kararı verildikten sonraki yayınlara dikkatlice bakan her vatandaş bunu fark edecektir. Özellikle Referandum’da ‘hayır’ oyu verdirmek için yapılan propagandalara bakınca, şu an gelinen noktadaki çelişkiler gözden kaçmıyor. Yazanlar, çizenler ne diyorlardı? “Sivil dikta Anayasası geliyor.” Ve düzenlenen maddeleri eleştiriyorlardı. Peki, şunu soralım: Eğer “sivil dikta Anayasası” geliyorsa, Anayasa Mahkemesi’nde 2 askeri üyenin olduğunu ve mevkilerini koruduklarını unutuyor muyuz? Tabii, bu iddiaların içi boş çıkınca rotayı başka yöne çevirdiler. Şimdi ne oldu?  YÖK hedef alındı.

“Candaş” diye tabir edilen gazeteleri ve köşe yazılarını inceleyen herkes görecektir ki, son günlerde eleştiri okları YÖK’e çevrilmiştir. Çünkü değiştirilen maddeleri eleştirmekle bir şey elde edemeyen muhalefet partilerinin ve muhalefet medyasının elinde kala kala bir tek YÖK kaldı. “12 Eylül ürünü olan YÖK’ü niye kaldırmıyorsunuz” diye soruluyor.  Böyle bir hamle yapılırken kimler kıyameti kopardı diye de biz soralım?

Elde bir tek YÖK kalınca, “Darbe Anayasası”ndan, “sivil dikta Anayasası”na mı geçiyoruz sualleri ile Referandum raydan çıkartılmaya çalışılıyor. Erdoğan, “Referandum’un 12 Eylül ile hesaplaşma anlamı taşıdığını” söylüyor. 12 Eylül mağduru gençleri anınca da gözyaşlarını tutamıyor. (Sadece Başbakan değil, birçok insan o cümleleri duyunca ağladı)

Başbakan’ın gözyaşlarına karşılık “bunlar timsah gözyaşıdır, git de tiyatroda sergile” mealinde sarf edilen cümlelere bakınca işin sulandırıldığını görüyoruz. “Bu söylemlerin sahiplerinin insanlığı sorgulanabilir mi?” diye sorarsanız; onu da sizin takdirinize bırakalım. Burada Başbakan’ı eleştirmek de gerekiyor. ‘Birilerini’ anacaksanız ve onların hakkını savunacaksanız sadece 12 Eylül’de değil, her zaman bunu yapmalısınız. Yoksa “şehit olan 7 gencimize neden ağlamadınız?” diye de sorarlar. Nabza göre şerbet olmamalıdır. Bugün Referandum olacak diye bunlar zikredilirse, sizin samimi gözyaşlarınız bile başkaları için siyaset malzemesi olabilir. (Tıpkı Mavi Marmara saldırısındaki tutumunuzun devamını hatırlattıkları gibi)

Bir not aktaralım: Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun vermiş olduğu karar çok iyi hesaplanmıştır. Referandum oylaması bayram sonrasına rastlıyor. Bayram tatiline ek izinler de karışınca birçok insanın oy kullanmayacağı hesaplanabilir. Hele bir de Ahmet Taşgetiren’in yorumuna bakılırsa, birçok insan o dönemde “Umre vazifesi için yurt dışında olacak ve oy kullanamayacaktır.”

12 Eylül’de yapılacak Referandum’dan sonra ‘evet’ oyu yüzde 50’yi geçerse;  ‘Paket’in 25. maddesi, 12 Eylül yöneticilerinin yargılanmasını önleyen geçici maddeyi kaldırsa bile zaman aşımı nedeniyle bunun yapılamayacağı söz konusudur… Can Dündar’ın şu ifadesine bakalım: “Bu maddeler görüşülürken ben de Meclis’teydim. CHP ve BDP’lilerin, ‘İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı uygulanmaz’ ifadesini o maddeye ekleyin biz de oy verelim önergesi AKP Milletvekilleri tarafından reddedildi.” (Tabii, CHP ve BDP’nin samimiyeti tartışılır) O ifadeler eklenmiş olsaydı 12 Eylülcülerin yargılanması daha mümkün alabilir miydi?  Bu önerge, muhalefetin her mitinginde gündeme gelir mi bilmem!

Asıl önemli olan işte bundan sonrasıdır. Bu noktada iktidarın atacağı adım çok önemli gözüküyor. Çünkü önümüzde bir de 2011 Genel Seçimleri var. Referandum sonrası bu yargılama yapılmaz ise -ki yapılamayacak gibi görünüyor- AK Parti’nin Genel Seçimlerde işi çok zor olacaktır.

Unutulanlar: 12 Eylül Referandum’u, “iktidara güven oylaması” olmaktan çıkıp; 30 yıldır darbelerden kurtulmak için beklenen adımların fırsata dönüştüğü gün olmalıdır. Bu Anayasa değişikliği yeterli olmasa da, bundan sonra bir Anayasa değişikliğine gidilmenin ne kadar zor olduğunu görerek bu Referandum’u doğru okumalıyız.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir