Parmaklar titremeye başladı!

Geçtiğimiz günlerde iki “bomba” patladı, ikisi de bombayı patlatanları “yok etti.” Bombanın birisi 31 Ekim Pazar günü Taksim’de patlatıldı. Kalleşçe emeller peşinde olan ve ülkenin huzurunu bozmaya çalışan hain saldırgan “parmaklarının titremesiyle” ancak kendisini ve kötü emellerini imha edebildi. “Hevesleri” kursaklarında kalanların da bundan böyle parmakları titreyecektir!

***

İkinci “bombayı” ise Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi “patlattı.” İkincisinden başlayacak olursak, Oktay Ekşi’nin “küfür bombası” elinde patladı ve bu “bomba” Ekşi’yi istifaya zorladı. “Anasını da satanlar” gibi ağır bir ifade kullanarak hem kendini hem de Hürriyet’i “yakan Ekşi, diğer meslektaşlarının da kalem tutan parmaklarını titretmeye başladı.

Bekir Coşkun’un “kovulmasıyla” başlayan “kendi kendini tasfiye” süreci, Oktay Ekşi’nin istifasıyla devam etti. Bunlar devam ederken, medyadaki bazı yazarların parmakları da titremeye başladı. Hatta parmakları titreyenler “vasiyetlerini” bile yazdılar. Vasiyetler yazılınca bazı medya organlarının genel yayın yönetmenleri de fırsattan istifade ederek, kalemlerinden küfür eksik olmayan yazarlarını uyarmış oldular.

Bu küfürlerin muhatapları bir başbakan ya da bakanlar olduğu için değil; hiçbir vatandaşın hak etmediği küfürlerdir o yazılanlar. Hürriyet gazetesindeki yazarların bir kısmı bunları alıştıra alıştıra yazıyorlardı. Fatih Çekirge’nin yazısının üstünden çok fazla zaman geçmedi. O yazıda eskiden, ailelerin erkek çocukların evliliğe hazırlamaları için tuttukları kadınların  unvanı olan “eğreti gelin”i, Cumhurbaşkanı’nın eşine kullanan bir zihniyeti de gördü bu millet.

Bunların –şimdilik- sonuncusu Oktay Ekşi oldu. Ekşi, bazı meslektaşları tarafından “En az günahkârlarımızdan biri” olarak nitelendirilirken; acaba en fazla günahkâr olanlarının neler yazacakları merak ettirmeye başladı bile! Hatta “Ananı da al git’e bir şey demeyenler ‘Anasını da satarlar’a fena içerliyor” diyerek, Oktay Ekşi’nin yazdığını/yaptığı meşrulaştırmaya çalışan Oray Eğinler bile çıktı.

Daha önceleri de “Onu doğduğu yere kadar kovalayacağım” diyen Oktay Ekşi’nin bu yazısına ses çıkarılmadığını hatırlatan Ergun Babahan, bu istifanın “geç kalınmış bir istifa” olduğunu ima ederek, dünkü yazısında “haklı” bir yakınmayı dile getirdi. Oktay Ekşi, “Onu doğduğu yere kadar kovalayacağım” ifadesini kullanarak, Babahan’a sert çıkmıştı. Babahan da yakınmasını dünkü yazısında şu satırlarla dile getiriyordu: “Bu aslında kimilerinin iddia ettiği gibi etik çerçevede alınmış bir karar değildir. Öyle olsaydı, Sayın Ekşi, bizim anamıza dil uzattığında aynı çerçevede tepki koyarlardı.”

Oktay Ekşi’nin patlatacağı bombanın düzenekleri, aslında geçmişteki bu tür yazılarında hazırlanıyordu. Fakat kimse ses çıkar(a)mıyordu. Bunun üzerine, Ekşi’nin derdini anlatan bir de “tarif” yazısı kaleme alındı. Adına “Oktay Usta’dan ekşili köfte tarifi” denildi. O yazıda dikkat çeken şu cümleler yer aldı. O yazıları biraz düşünerek okursak, “meramları” anlaşılır galiba. Ne diyordu tarifi veren zat-ı muhterem? “Ak’ını ayırın. Ekşi’yle ak yan yana olmaz çünkü... Ak’ı bozar.” Peki, şimdi AK ile Ekşi ayrılmış mı oldu?

Bir de Oktay Ekşi’nin istifasını sindiremeyip, “Ne aklım, ne bünyem, ne de adalet duygum bu istifayı kabul etmiyor.”diyenler var. Eyvallah! Akıl, bünye ve adalet “haksızlığı” kabul etmez. Ancak aklın, adaletin ve bünyenin bu kadar açık bir küfür karşısında alınan istifa kararını kabul etmemesi nedendir?

Unutulanlar: Küfür edildiğinde bunları sineye çeken bir hükümetin, milletin olmadığını görüp ve onu anladığınız zaman; aklınız da, adaletiniz de bünyeniz de bu istifalara alışacaktır. Yeter ki anlamaya çalışın!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir