Oyuna gelmeyelim

Türkiye 15 Temmuz akşamı büyük bir badire atlattı. Birçoğumuz yaşımız gereği ilk defa silahların, tankların, helikopterlerin, F 16’ların halka doğrultulduğu kanlı darbe girişimi ile tanıştı. Keşke böyle acı bir hadise ile hiç tanışmamış olsaydık.

Uluslararası güçlerin planladığı, taşeron örgütlerden FETÖ’nün uygulamaya çalıştığı bu hain işgal girişimi başarısızlıkla sonuçlansa da birçok kişiyi hayattan kopartıp şehit ederken binlerce insanı da gazi bıraktı. Millet o gece bir ve bütün olarak ayağa kalkıp hainlere ‘dur’ diyerek tarihe altın harflerle yazılacak bir başarıya imza attı. Bu başarı devamında ideolojik olarak farklı görüşlere sahip olanları, mezhepsel farklılıklara tabi olanları, etnik ayrılıkları bir tarafa bırakıp herkesi –özellikle- Türk milleti paydasında topladı.

Devletin en üst yöneticilerinden sokaktaki vatandaşa kadar herkes Türk milleti kavramını vurgulayarak birlik beraberlik örneği gösterdi. Tabii hain emellerine ulaşamayan FETÖ, bunlara destek veren PKK, DAİŞ bu durum karşısında boş durmayıp terör eylemlerine yeniden hız verdi.

Öte tarafta tam da toplum birleşmiş, farklılıkları bir kenara bırakmış, ideolojik saplantılardan arınmış bir şekilde 15 Temmuz’da büyük bir mücadele örneği göstermiş derken, yeniden laiklik tartışmaları başladı. 15 Temmuz’un bertaraf edilmesi ne yazık ki bazı çevreler tarafından “Türkiye laikliğin önemini anladı, laiklik sayesinde bu darbe girişimi atlatıldı” tezini topluma kabul ettirmeye çalışıldı. Bu da yetmedi bir süre sonra “Yeni Kapı Ruhu” dediğimiz Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın önderliğinde İstanbul’da bir araya gelen asker sivil dayanışması bir süre sonra sulandırılmaya başlandı.

15 Temmuz’daki ‘İmanlı Türkler’ vurgusu, inanmışlık, maneviyat söylemleri birilerini rahatsız etti. İlk önce “Şortlu kıza saldırı” haberi ile –kesinlikle bu eylem tasvip edilemez- dindar, muhafazakâr kesim zan altında bırakılmaya çalışıldı. Ardından FETÖ’nün mağdur ettiği, yani darbecilerle birlikte ilişkilendirilerek ‘haksız yere tutuklanan’ ve bir süre sonra da haklarında suç tespit edilmediği için serbest bırakılanların ortaya çıkmasıyla asıl suçlular ‘Mağdur edebiyatı’ üzerinden yeni bir kampanya başlattı.

Bu konuda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Adalet Bakanı ‘Hatalar olabiliyor ama kurunun yanında yaşın da yanmasına müsaade etmeyeceğiz’ teminatı verdi. İnşallah haksız yere mağdur olanların mağduriyetleri en kısa sürede giderilir. Yine “ikinci darbe olacak” söylemleri ile Doğu ve Güneydoğuda’ki aşiretlerin İngilizler tarafından ‘satın alındığı’ tezinin ortaya atılması tam anlamıyla terörle yoğun bir mücadelenin yaşandığı bölgede fitili ateşlemektir. Bunun ardından Sayın Cumhurbaşkanı’nın ezberleri bozan Lozan çıkışı ile tekrar bir Osmanlı eleştirisi, Abdulhamid karalaması, hilafet tartışması, laiklik güzellemesi başlayarak yeni kutuplaşmalara yol açılmak isteniyor.

Geçmişte ve günümüzde cephelerde kanla, duayla, maddeyle, manayla, sabırla, azimle, kazmayla, kürekle kazanılan bu toprakların masalarda imzalanan antlaşmalarla doğurduğu sonuçlar eleştirilebilir ancak bunlar kutuplaşma sebebi yapılmamalıdır. Burada gerçekler için tarihçilere çok iş düşüyor.   

Etrafımızda devam eden Suriye iç savaşı ve Türk ordusunun buradaki başarılı operasyonları ile Suriyelilerin vatanlarına kavuşması, bölgede bir yandan da terör örgütlerine karşı verilen kahramanlık mücadelesi, uluslararası ekonomi kuruluşların ülkemiz üzerinde oynadığı oyunlar unutulmadan, işbirlikçilere ve bir de siyasi kimliklerini değil de askeri kimliklerini ön plana çıkartarak darbe açıklaması yapan askerlere dikkat etmeliyiz!

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir