ÖNCE KALPLERİMİZİ DEPREMDEN KORUYALIM

26 Eylül günü İstanbul’da meydana gelen 5,8 şiddetindeki deprem sadece bozuk zeminleri, kalitesiz binaları sarsmadı; bu deprem bozuk kalpleri de tetikledi ve asıl buradaki fay hatları ortaya çıktı. 

Kalp kapakçığının kabuğunu oluşturan levhaların hareketleri sonucu oluşan gerilme ve sıkışmalar, kalp kapakçığının bazı bölümlerinde yıllar boyunca enerji biriktirir. Bu enerjiler zaman zaman ortaya çıkar. Kalp kapakçığındaki bu hareketli kesimler böylece fay hatlarını oluşturuyor. 

Bu tanım biraz tanıdık geldi değil mi? Haklısınız... 

Maalesef birbirlerinin hareketini engelleyen, duygularını anlayamayan kalpler arasında hasımlık başlar. Kalplerimizdeki hamasi duyguların birbirlerine sürtünmesi sırasında, zayıf düşünceler zorlanır ve buralarda gerilme enerjisi birikir.

İşte bu biriken enerji insanların en zor döneminde, can havli yaşadıkları doğal afet zamanında ortaya çıkıp ayrışmaya, kutuplaşmaya neden olur. Ardından da “Ne zaman bu hale geldik ve daha ne zaman ortak akılda buluşacağız?”  sorusunu bir kez daha sordurur. 

Sizlere bu yazıda Türkiye’nin Doğu Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı veya Marmara, Ege fay hatlarını hatırlatmayacağım. 

Bu yazıda deprem olduğunda sağlam zemin üzerine, “çök, hedef küçült ve korun” uyarısında bulunmayacağım! Sizlere bu yazıda deprem çantanızda ne var ne yok diye de sormayacağım? Evlerinizdeki dolapları, masaları, diğer mobilyaları sabitlediniz mi diye hiç sormayacağım. 

Hepimize şunu soracağım: İnsanların yürekleri ağızlarına gelmişken, GSM operatörleri sınıfta kalmış ve sağlıklı iletişim kurulamazken, deprem için yıllarca kurumların, kuruluşların bazı tedbirleri eksik kalmışken, vatandaş olarak kendimizi bilinçlendirmekte yetersiz kalmışken, devlet seferber olmuşken, hatalar, eksikler tespit edilip önlemler alınarak çözüm önerileri aranırken “Toplantı, parti, iktidar, muhalefet”  gibi sözlerle bu olayları siyaset malzemesi haline getirmek kime, ne fayda sağlar?

İktidarlar, kurumlar, yöneticiler elbet de sorumluluk sahipleridir. Bu ve benzeri konularda hatası, sorumluluğu olanlardan hesap sorulsun ama insanların duyguları üzerinden siyaset yapılmasın! Türkiye bir deprem ülkesidir. 1999 depremi, ardından çok yakın tarihte Van depremlerini yaşadık. Çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Şu hakkı da teslim etmek lazım ki Van depreminde devlet ve hükümet başarılı bir sınav verdi. Ama söz konusu İstanbul olunca işin rengi de boyutu da değişiyor.

Milyonlarca insanın yaşadığı bir dünya şehrinden bahsediyoruz. Deprem hata kabul etmez. 1999 depreminin yaralarını yıllarca saramadık. Dönemin Başbakanı olay yerine bile ulaşamamıştı. Yıl 2019 olmasına ve büyük mesafeler kat etmemize rağmen hala eksiklerimiz var. Devlet, hükümet, yerel yönetimler üzerine düşen bütün sorumluluğu yerine getirmelidir. Bu konularda “dargınlık, alınganlık, küslük” olamaz!

Deprem gibi doğal bir afet bize bir kez daha şunu hatırlattı: Doğal afetlerde bile birinci önceliğimiz olan insanların can güvenliğini sağlamak, bunun için tedbir almak, çözüm önerileri sunmak, bir ve beraber olmak gibi hayati önemdeki konulara eğilmek yerine; ortak akılda buluşamayıp, bunu “siyasi malzeme”  haline getirip televizyon ekranlarında saatlerce çene çalar hale geldik. 

İnsanların canını, duygularını siyaset malzemesi yapmak yerine, hangi siyasi görüşten ve hangi partiye mensup olursa olsun malzemeden çalan müteahhitleri, buna imkan tanıyanları, eksik projelere onay verenleri, vatandaşı ranta kurban edenleri hesaba çekmeliyiz. Ama insan canını buna malzeme yapmamalıyız.

Deprem kalplerimizi öyle çatlatmış ki doğal afetlerde bile bir araya gelip ortak akıl üretemiyor, “ÖNCE İNSAN”  diyemiyoruz! Galiba önce kalplerimizi depremden korumamız gerekiyor ki ardından sağlıklı kararlar verebilelim, depreme karşı hep birlikte önlemler alabilelim. 

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir