Nefret söylemi

Geçen hafta sonunu İstanbul’da geçirirken BDP’nin “Barış Mitingi”ne “takıldım.” Mitingden ziyade orada karşılaştığımız kişilerin söylemleri dikkatimi çekti. Değişik partililerin hükümet ve BDP hakkındaki düşüncelerine ek olarak bir de BDP’lilerin konuşması eklenince karşımıza tam bir “Nefret söylemi” çıktı.

1 Eylül’de İstanbul Kadıköy Meydanı’nda BDP’nin “Barış Mitingi” vardı. Her fırsatta “barış” kelimesini kullanan BDP, gerçekten barış istiyor mu sorusu hep aklıma takılır. Ve bir türlü buna olumlu cevap veremem. Çünkü ne zaman barış kelimesini duysam BDP’den, arkasından mutlaka çatışma başlar.

Marmara Denizi’nin eşsiz maviliği ve dalgaların serinliğindeki sahile toplanan yüzlerce insan, hafta sonunu geçirmek için yola çıkmıştı. Birçoğu BDP’nin mitinginden habersizdi. Bundan habersiz olanlardan birkaçı da aynı vapurda bulunduğum ve kendilerini CHP ile Saadet Partili olarak tanıtan hanımlardı.

Vapurda dalgalardan sıçrayan suların serinliğinde seyahat edip, martıların kanat çırpmalarını izlerken bir anda partililerin nefret söylemlerine tanık oluyorum. Kadıköy Meydanı parti bayrakları ve çeşitli sempatizan giyimlilerle kendini belli etmeye başlıyor. Kendilerini CPH’li olarak tanıtan iki hanım, önce Kadıköy İskelesi’nden Kadıköy Meydanı’na doğru ilerleyen, ellerinde bayraklar, dillerinde slogan olan partililerin yorumunu yapıyor. “Şunlara bakın ya! Bunlara fırsat verirsek bizleri buradan da kovarlar. Bayraklarına, tiplerine bakın! Akın akın geliyorlar, bu ne hal böyle!” diyerek hayıflanıyorlar.

Ardından nasıl olduysa ani bir dönüşle iktidara yönelip, bu kez hiç duymadığım şeyleri söylemeye başlıyorlar. Önce insanların giyim kuşamından duydukları rahatsızlığı dile getirerek başörtülü, cübbeli ve çarşaflı insanlara verip veriştiriyorlar. O esnada Saadet Partili olduğunu söyleyen hanım devreye giriyor ve insanları giyim kuşamları ile değerlendirmemek gerektiğini söylüyor. Ancak CHP’li kadınlar, hızlarını alamayıp bu kez küçücük çocuklara takke ve çarşaf giydirildiğini öne sürerek, bunu devletin zirvesi ile ilişkilendirip Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında bir iddia ortaya atıyorlar: “Bunlar böyledir, baksana Gül’ün de ikinci karısı bu, küçük yaştakileri gidip alıyorlar. Bunlar böyle. Kendilerini hacı, hoca tanıtırlar sonra da gider 15 yaşındaki çocukla evlenirler.” Başbakan hakkında söylediklerine ise benim terbiyem müsaade etmediği için buraya alamıyorum.

Bunların karşısında “La havle” deyip, bir yaşıma daha girdiğimi söyledim. Ardından ‘öyle bir şey deyin ki gerçekten var olsun. Bunları size parti yöneticilerimi anlatıyor.’ deyince, acı gerçeği duydum “herhalde” dediler. İşte “nefret söylemi” budur. Artık neyi, nasıl konuşacağımızı bilmez hale geldik. İktidar alternatifi olabileceklerini söyleyen partiler acaba iktidara geldiklerinde kendileri nasıl davranacaklar? Partililerin davranışı aslında, üst yönetimlerin de tutumunu göstermez mi bir anlamda?

Buradan bir başka muhalefet partisine, Kadıköy’ün asıl konuğu olan, adı “Barış” ama içeriği “çatışma” mitinginin sahibi BDP’ye geçelim. Meydandan geçerken BDP Genel Başkanı Selehattin Demirtaş’ın konuşması başladı. Kürsüye çıkan Demirtaş, hükümete verdi veriştirdi. Seçimlerden girdi, milletvekili dokunulmazlıklarından çıktı. Özelikle dokunulmazlıklarla ilgi çok sert konuştu ve “Sabah akşam önümüze bunu getiriyorlar. Kaldırmayan namerttir.” dedi. Ardından ihalelere değindi ve “AK Parti seçmenlerinden oy isterken karşılığında ihale veriyor” diye çıkıştı. Peki, sorarlar adama ‘PKK ile kucaklaşan bir parti, iktidar olsa ihalelerini kime verir?’ Bunun cevabı belli sanırım!

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir