Nefesin kesilsin Esed!

Mevsimler ilkbahar. Müjde veriyordu toprak. Yağmur yüklü bulutlar suluyordu tabiatı. Bir anda yükselen yangın kavurdu yürekleri. Çığlıklar İdlib’den yükselirken, minik çocukların nefesi kesildi. Senin de nefesin kesilsin Esed.

Suriye henüz baharın ilk günlerinde en kurak mevsimini yaşıyor. Orta Doğu öyle bir hal aldı ki hafızalarda yangın yerini çağrıştırıyor. Yıllardır acı çeken bu topraklardaki masum halka, zalimler merhameten yoksun bir yaşam sunuyor. Bunun en büyük örneği Esed.

Yıllardır Orta Doğu’yu kasıp kavuran sıcaklara muhatap oldu dünya. Gazze ve Filistin henüz dünyadayken “cehennem ateşini” yaşadı. Şimdi buna Suriye eklendi. Masumlara yaşam hakkı tanınmayan Suriye topraklarında, zalimler hüküm sürüyor. Dünya bu zulme ortak oluyor.

Mübarek üç ayların başındayız... Ya Rabbi “Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl, Ramazan-ı Şerife erişmemizi nasip eyle” diyecekti Suriyeli masumlar. Ramazan’da şeytanın zincire vurulacağını hayal edeceklerdi. Ama şeytanlaşmış Suriye yönetimi zincirleri yine kırdı. İdlib’in çocuklarını nefessiz bıraktı.  

Son bir haftadır Suriye yine kan ağlıyor. Aynı soruları tekrarlayıp duruyoruz: “Dünyada olup biten nedir?” Hele Suriye’de 7 yıldır devam eden katliam! Zalim yönetim karşısındaki Suriyeliler ya direnecekler ya da teslim olacaklar. Onlar onurlarıyla direnmeyi tercih ederken, zalim Esed çocukları kimyasal silahlarla hayattan kopardı. Suriyeli masumlar onuruyla direnirken, rejim güçleri onursuzca saldırdı.

Gazze’de olduğu gibi Suriye’nin de gecesinde gündüzünde ölüm var. Esed rejiminin saldırıları karşısında yaşamını yitiren yüzlerce çocuğun ekranlara düşen o cennetlik fotoğrafları bir kez daha yüreğimizi parçaladı. O minik yavruların dağınık saçları, ecel rüzgârında dalgalanır gibi karşımızda duruyor! O bakışlar yok mu, sanki yaşar gibi bakan donuk gözler, nur yüzler, teslim olmuş bedenler… Nefes almak için takılan hortumlar, dakikalarca hortumlarla yıkanan bedenler, yaşamak için kıpırdayan minik dudaklar…

Neler mi fısıldıyorlar bizlere, neler mi istiyorlar bizlerden? “Şu vahşet dursun, insanlık susmasın, dünyada barış olsun, zalimler zulmetmesin, mazlumlar kimsesiz kalmasın. Avrupa, Amerika ve bilmem daha nereler çıkartsın kuma gömülen kafalarını” diyorlar galiba!

Siz masum bedenler! Bundan emin olun ki yüzlerinizdeki donuk kanlar,  bu yaşanan vahşetin en büyük şahitlerinden biri olacaktır. Sizin kocaman yüreğiniz dünyayı titretecek, beyinlerde deprem oluşturacak. Çığlıklarınız ömür boyu unutulmayacak. Sizlerin üzerine bomba yağarken dünyada sessiz kalanlar utanacaklar. Tıpkı Bosna’da, Çeçenistan’da, Irak’ta, Gazze’de, Afganistan’da olduğu gibi. 

Dünyada bugün susanlar, yarın nasıl konuşacak ya da konuşabilecek mi? Şunu biliyoruz ki küçücük yüzölçümlerin büyük ölümlere neden olduğu bir coğrafyanın parçası olan Suriye, insanlık dramını yaşıyor. Suriyeliler kendi yurtlarında mülteci. Sığındıkları tek şefkat kapısı var o da Türkiye. Şunu biliyoruz ki Tarih zalimin ve mazlumun yanında olanları kaydediyor.

Eşini ve ikiz çocuklarını toprağa veren baba Muhammed El Yusuf’un “Aya ve Ahmed, canlarım! Yolunuz açık olsun. Allah’ın evini gidiyorsunuz. Kime şikâyet edeyim? Bu acıyı nasıl anlatayım? İşte dünya görsün halimizi. Sabır ya Rabbi” nidasıyla hafızalara kazınan feryadının ardından diyorum ki; Ya Rabbi! Senin arzın katillere dar geliyor. Hz. Musaların, Hz. Harunların, Selahattin Eyyubilerin adalet dağıttığı topraklarda, zalimler şimdi kan akıtıyor. Zalim yöneticilerin, insafsız politikalarıyla katledilen tüm mazlumlar adına yalvarıyorum. Zalimleri ıslah et, ıslah olmuyorlarsa Kahhar isminle onları kahreyle.

 

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir