Nedense…

İki ayrı kesim düşünün ki birbirlerini tehdit eden, savundukları değerleri, içi boşaltılmış kavramlarla sağa sola çekerek çarpıtıyor. Kamuoyunu aydınlatmaya çalışalım derken, bilgi karmaşasına yol açarak, insanların zihinlerini karıştırmaktan başka bir şey yapamayanlara şahit oluyorsunuz… Bu durum karşısında ne yaparsınız?

Aklınıza şu gelecektir: nedense bir ‘öç alma’ duygusu besleyenler var. Bunlar ‘yandaş ve candaş’ olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu fırsata çevirerek, kafa karışıklığının tavan yaptığı bir ortamda “ne yaparsam kârdır” mantığı güdülüyor. Kamuoyundaki ‘yüzergezer oyların’ nereye kaydırılacağı görevi, sanki bazı gazetecilere, aydınlara, entelektüellere verilmiş gibi…

Yaklaşan genel seçim öncesi iki ayrı saf zuhur etmiştir. Bunlardan birisi AK Parti’yi, AK Parti’nin yaptıklarını (kendilerine göre doğru olanını) destekleyen kesimdir. Diğerleri ise elleri havada, CHP’nin iktidar olacağı günü sabırsızlıkla bekleyenlerdir.

Ufukta iki bekleyiş var: birisi AK Parti’nin tekrar iktidara gelip, ‘yarım kalan işleri’ ki bunlar, anayasal düzenlemeler, AB’ye üyelik, Ergenekon, Yargı kargaşası, Demokratik Açılım, terör saldırıları, ekonomik kriz, bazı saldırgan ülkelerin tutumları, dış politikadaki istikrarın devamı gibi konuların sonuçlanması vs.

İkinci bekleyiş ise: CHP’nin iktidar olması veya CHP-MHP koalisyonunda bir hükümet kurularak ‘demokrasinin benimseneceği’ inancıdır. Neden demokrasinin benimseneceği dedim? Çünkü ‘CHP iktidara gelirse, AK Partililer otobüslere doldurularak Yüce Divan’a götürülecek’, bazılarına göre böylece demokrasi benimsenmiş olacak.

Peki, bunu kim dillendiriyor? Sadece siyasetçiler değil aynı zamanda, askerler, aydınlar, medyadaki kalemler ve alakalı alakasız herkes… Medyada bir kutuplaşma meydana gelmiştir. Bu kutuplaşmaların bir ucunda AK Parti’nin yaptıklarının birçoğunu destekleyen gazeteci, aydın, entelektüel, sivil toplum kuruluşları yer alıyor.  Kutuplaşmanın diğer ucunda ise, AK Parti’nin yaptıklarının ‘yanlışlığını’, ülkede bir ‘faşizm tırmanışı’ olduğunu, yakında İran’ı geçip, tamamen ‘kara çarşafa’ teslim olacağımıza ‘inanarak’ bunları savunanlar yer alıyor.

“Türkiye’nin ekseni kaydı” derken bunu mu kastediyorlar gerçekten? Bu nasıl bir zihniyet ki, 7 yıldır iktidar olan bir hükümetin, yasak olmayan başörtüsünü bile serbest kılacak bir düzenlemeyi yap(a)madığını göremiyor ya da görmek istemiyor. Bu mudur İranlaşma?

Bunların savunulduğu bir ortamda sağlıklı düşünmenin çok da kolay olmadığını biliyoruz. Gözlemlerimden ortaya çıkan sonuç hiç de iç açıcı değil. İnsanların kafasını karıştırarak bir çıkmaza sokma gayretlerine kapılanlar var maalesef. Bunun yanında bir de tedirgin bekleyiş hâkim.

Eğer AK Parti bir kez daha iktidar olursa ‘ülkede meyhanenin, barların, viski içecek mekânların kalmayacağını’ ciddi anlamda iddia eden gazeteciler var. Ve buna samimi bir şekilde inanıyorlar. Bunun karşısında ise AK Parti’nin yaptığı yanlışları destekleyenler de var. Bunları da artık TV ekranlarında yakından tanıma fırsatı buluyoruz.

Değişen yayın politikalarıyla iki zıt görüşteki insanlara, bunların sıfatı her ne olursa olsun, program yaptırarak, TV ekranlarında kavgadan başka bir şey gösteremeyen televizyonlarımız var. İnsanları kavga ettirerek kazanılacak tek şey sadece ratingdir.

Ratinglerin istenilen seviyeye ulaşması birinci planda olunca, bilgi ikinci plana itiliyor. Belirlenen konu başlığının yanından bile geçmeyen tartışmalara tanık oluyoruz. Medya etiği denen kavrama ne kadar da yabancı olduğumuzu gösteren şu kelimelere maruz kalabiliyoruz:

 TV’lerde boy gösterenler, ‘şerefsiz, ahlaksız, haysiyetsiz, adi…’ gibi kavramları milyonların karşısında bağıra bağıra söyleyerek, kendilerini karşılarındaki tartışmacıya ‘üstün’ göstermeye çalışıyorlar. Kamuoyunu bilinçlendirmek bu mudur?

Oysa tartışma, konuşma bu değildir. Dinlemeyi bilmeyen konuşmayı da bilmiyordur. İki medeni insan gibi konuşmayı bilmediğimiz için, hep şiddet yanlısı tavırlar takınmayı tercih ediyoruz. Yakın zamanda TV ekranlarındaki bazı programlarda ‘kavga’ olursa şaşırmayın. Ben bu satırlarla hatırlatıyorum. Temennim olmaması yönündedir. İşte bu noktada sormak gerekir: bu tür görüşü benimseyenler kime veya neye hizmet ediyorlar?

Unutulanlar: Hani İranlaşıyorduk? Başörtüsü hala birileri için ‘tehdit unsuru’ olarak devam ediyor. 7 yıllık iktidar sahibi olan AK Parti’nin İslami rejimi(!) getireceğine inanılıyordu. Buna ne oldu? “Dindarlara teslim olduk” diyenler, Kur’an kurslarına gitmek için kaç yaşını beklemek gerektiğini biliyorlar mı?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir