Ne yaptın Paşam?

 “Boş boru, kâğıt parçası, mütareke basını, malum gazete, dağa çıkın…” Bu kelimeler çok tanıdık değil mi? Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Star TV’de katılmış olduğu programdaki açıklamaları ile yine gündem oluşturdu. Emekliliğine az bir süre kalmışken, TV’ye çıkıp Uğur Dündar’ın sorularına verdiği yanıtlarla beni üzdüğü gibi, eminim birçok insanı da üzmüştür.

Eski Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’ın “ben yazdım” dediği e-muhtıradan (27 Nisan 2007) sonra, TSK yetkililerinin, hele bir de bu yetkili Genelkurmay Başkanı ise, yaptığı açıklamalar iki defa düşünmemizi gerektiriyor. Yazdıklarımızla “TSK’yı yıpratıyorlar” diyenler olacaktır. Eğer yukarıda belirttiğim düşüncede olanlar varsa, 30 Haziran’da “TSK’yı yıpratanlar” başlıklı yazımı bir kez daha okusunlar.

Başbuğ’un bu konuşmasından sonra TSK yıpranır mı yıpranmaz mı? Başbuğ’un ‘profesyonel orduya karşı’ olması, ‘belgeyi polis verdi’ demesi, BDP’lilere ‘dağa çıkın’ çağrısı (bunu yaparken Askeri Ceza Kanunu’nun 148’inci maddesini unuttu galiba).  Ergenekon sanıklarına ‘üzülüyorum’ çıkışları, Türk kanı üzerinden ‘ırkçılık’ yapması, ‘malum gazete’ tabirlerini kullanarak yaptığı talihsiz açıklamalar kendisine giderayak ne kazandırdı? İnsanların yaptıkları, hangi ırkın kanını taşıdığıyla ölçülmez ki!

Org. Başbuğ’un öfkesinin altında yatan neden neydi peki? Hemen açıklayalım: Başbuğ, bölücü örgütün siyasal boyutunun endişe verici olduğunu görmüş olmalı ki böyle bir çağrıda bulundu. Bu çağrıda bulunurken de, 27 Haziran’da bir teröristin ‘intikam çağrılarına’ sahne olan cenazesine, Anayasa üzerine, yani ülkenin birlik ve bütünlüğü üstüne, yemin etmiş bir milletvekilinin (BDP Milletvekili) o pankartın ve terörist cenazesinin olduğu törene katılmasıydı.

Başbuğ’a göre açılan o ‘intikam’ yazılı pankart, askeri öldürmek üzere yazılmış bir çağrı olabilirdi. Anayasa’ya bağlılık yemini etmiş bir milletvekilinin orada bulunması, Org. Başbuğ tarafından ‘vatana ihanet’ olarak değerlendirildi. “Geceleri uyuyamıyorum” diyen bir komutanın, özellikle TSK’nın başı olan komutanın, bu rahatsızlığı duyması en doğal hakkıdır. Ancak bu hak, siyasetçi gibi açıklama yapmayı gerektirmez! Meseleye sadece güvenlik boyutundan bakmak meseleyi tüm boyutuyla görmek için yeterli değildir.

Org. Başbuğ’u bu açıklamalara iten nedenler neydi? Son yıllarda TSK’ya yönelik yapılan haberler mi, askerlerin Ergenekon’dan tutuklanması mı, her hafta şehit haberleriyle karşılaşmamız mı, ya da giderayak bir uyarı vermek mi? Ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor: Bir komutan aynı zamanda bir siyasetçi gibi demeç verebiliyor. Bu açıklamalar normal midir? Tabii ki değildir.

Peki, bu aralar gündemde ne vardı? Şu var: Darbe Günlükleri soruşturması ve Balyoz darbe planıyla ilgili soruşturmanın birleştirilmesi kararı. Bir de Anaysa Mahkemesi’nde görüşülen Anayasa Değişiklik Paketi. Org. Başbuğ, bu açıklamaları ne zaman yapıyor? Cevap verelim: Kararların (Anayasa Mahkemesi’ninki hariç) ertesinde.

Bu ‘planlarla’ ilgili konuşan Org. Başbuğ, ne yapmış oldu? Hem görülmekte olan davaya müdahale etti hem de siyasetçileri dağa davet ederek, asker kimliğini unuttu. İyi(!) bir matematik hesabıyla da PKK’nın kayıplarını açıklamaya çalıştı ama… Bu hesabı sonunda ne oldu? BDP’liler “bitiremediniz” diye ‘haykırdılar.’

Başbuğ’un, Cemal Temizöz’e, Saldıray Berk’e kefil olması ve BDP’ye yönelik sözleri çok tartışılacak gibi… Bir de “malum gazete” dedi, “malum general” cevabını aldı. Taraf sürmanşetten, Mehmet Altan da köşesinden aynı kelimelerle hitap etti. Bunları okuyunca üzüldüm ve ‘ne yaptın paşam?” dedim.

Unutulanlar: Org. İlker Başbuğ, Barzani’yi Kastederek “Sözün Bittiği Yerdeyiz” dedi. Bu cümleyi dikkate almak gerekiyor. TSK’nın başı olan Org. İlker Başbuğ, ‘sözün bittiğini’ savunuyorsa orada ciddi tehlike var demektir! Bu tehlikenin getirisi ve götürüsü ne olur? Onu da ilerleyen günler gösterecektir.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir