Milletin yeniden uyanışı tarihi: 12 Eylül 2010

Beklenen an, kader anı, hesaplaşma, adaletin tecellisi, milletin iradesi, hak, hukuk, eşitlik, özgürlükler için yeni bir yol, felaketlerden kurtuluş yılı, copların tacizine son verme günü vs. Birçok anlam yüklenen işte o tarih nihayetinde geldi çattı. Adına her ne derseniz deyin, onun tek bir adı var “Milletin yeniden uyanış tarihi 12 Eylül.”

Kanlı darbenin 30. yılında bu “kara lekeyi” silmek adına bir millet uyanıyor artık. Her vatandaş özgür iradesiyle sandık başına giderek verdikleri ‘evet’ oyuyla millet anayasasının kapısını araladı. Vesayet rejimi kaybederken, millet iradesi kazanmış oldu. Milli iradesinin gücü bir kez daha anlaşıldı. Millet, demokrasi özlemini yüzde 58’lik ‘evet’ tercihiyle göstermiş oldu.

Devlet Bahçeli’nin dediği gibi “karanlığa gömülen bir Türkiye” değil; bunun tam aksine karanlıktan aydınlığa çıkan bir Türkiye var. Bu kapıyı açmak ve iyice kapatmak için iki cephe oluşturulmuş ve ayrışmalar kaçınılmaz hale gelmişti. Kimileri ‘evet’ derken gözünü kapattı, birçoğu da ‘hayır’ diyenlerin kuyruğuna takıldı. Meydanlarda, televizyonlarda, gazetelerde günlerce ‘dil savaşı’ yapıldı.

“Kayısı, fındık, havuzlu villa, soy sop” sloganları hafızalara yer etti. Ancak şunu görmediler ki, bazı laf ebelikleriyle sinsice planlar hazırladılar. Ve “ülkemizi seviyoruz” diyenler de onların peşine takılıp, onlara alkış tuttular. Anayasa değişikliğine ‘hayır’ diyerek cephe oluşturanlar ve liderliğini de Kılıçdaroğlu’na verenler, artık acizliklerinin göstergesi olarak şunları söylemeye başlamışlardı: Malatya’ya gidip ‘kayısıyı, Rize’ye gidip ‘fındığı’ dillendiriyorlardı.  Hele bir de bunlara genel af eklenmişti ki, bu da tuzu biberi oldu.

‘Hayır’ diyenlerin destekçileri de buna alkış tuttular. Ne yazık ki anlayamadılar ülkeyi kimin ‘satmak ve bölmek istediğini.’ Asıl acı olan da “milliyetçiyim” diye geçinenlerin bunlara alkış tutup, onlarla kol kola girmeleriydi. Bu durumda ‘kaybeden’ yine MHP’nin üst yönetimi oldu. Bir milliyetçi parti düşünü ki, “biz dağa çıkarız” diyebiliyor. Bunu söylerken de ülkeyi kutuplaştırmaktan geri dur(a)madılar.

Ancak şunu gördüler ki, artık millet uyanmış ve bu oyunlara gelmeyecekti. Adı demokrat ama yöneticilerinin demokratlıkla alakası olmayanlar da, ‘Hayır’ kuyruğunda yer aldılar. Ve kendi partilerinden ‘evet’ diyenlere tahammül edemeyip, onların ihracını istediler. Bu da yetmedi “Referandumdan evet çıkarsa cumhuriyet rejimi tehlikeye girecek” dediler.

Bir ana muhalefet partisi genel başkanı düşünün ki, ‘hayır’ propagandası yapıyor ama ‘hayır’ oyu kullanamıyor. Bu ne trajik bir durumdur! Anayasa değişikliğinin içeriğinden ziyade ‘bana oy verin, şunu yaparım, bunu yaparım’ demekten başka bir şey yapamayan ‘Hayır cephesi’ millet iradesi karşısında bir kez daha yenilmiştir.

Kılıçdaroğlu, ‘hayır’ gerekçesine ilginç şeyleri ekleyerek şunları dillendiriyordu: “Hayır yazılı tişört giyen genci, polis sorguya alıyor. Özgürlük bu mudur?” Ben de Kılıçdaroğlu’na şunu soruyorum: “Başörtülü kızlarımızı ikna odalarında sorgulayan, ikna odalarının mucitlerini partinizde milletvekili olarak barındırıyorsunuz. Neden başörtülü kızlar için özgürlüğü savunmuyorsunuz?”

Başbakan’ın yeterli çoğunluğu olduğunu, hatta anayasa bile değiştireceğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Referandumda ‘hayır’ çıkması için propaganda yaptığının farkında değildi. Dönüp diyor ki, “Başbakan istese anayasayı da değiştirir.” Peki, bu Referandum neydi Sayın Kılıçdaroğlu? CHP gibi bir muhalefet varken nasıl olacaktı? CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne giderek değişiklikleri iptal ettirebilme ‘yeteneğini’ unutuyordu. İşte rahatsızlığın nedeni de buydu!

Son kozlarını oynayan ‘hayır cephesi’ referandumdan ‘evet’ çıkacağını anlayınca, hedeflerinden vazgeçip, yeni teoriler geliştirmeye başlamıştı. “Eğer yüzde 60’ın altında ‘evet’ çıkarsa bu, AK Parti’nin başarısızlığını gösterir” dediler. Birçok “Hayırcı”nın yapması gereken tek şey kalmıştı: maddelerin tümüne gözü kapalı ‘hayır’ demek. Dün bunu da yaptılar. Hepsine cevap ise milletin iradesi oldu.

Unutulanlar: Kanlı darbe ile anılan 12 Eylül, bundan sonra demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik, hak ve hürriyet için atılan en önemli adım olarak anılacak. 12 Eylül bundan sonra ‘sivil ve demokratik bir Türkiye’nin başlangıcı olacak.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir