Millet iradesi adına neler yapılmadı ki!

Bugünlerde hemen her köşede millet iradesi konusunda bir tartışma almış başını yürüyor. Yazılanlara ve çizilenlere baktığımda fazla uzağa gitmeden 2010’daki referandum dönemi hatırıma geliyor.

Birlikte o günleri hatırlarsak belki bugün yaşadıklarımız için bizlere ışık tutabilir. Özellikle HSYK konusunda yaşananlar ve siyasetin oynadığı rolü, o gün yaşananları hatırlatarak tartışmaya sunmak istiyorum.

Millet iradesi adına birçok şeye tanık olduk. TBMM’de aralıklarla tam 14 gün süren Anaysa değişikliği görüşmeleri yaşandı. Bu görüşmelerde milletvekilleri geceli gündüzlü mesai yaptı. İktidar, fire vermemek için Genel Kurul sıralarını “yastık” yaptı;  muhalefet ise görüşmeleri tıkamak için “vardiyalı” çalıştı. Genel Kurul’da görmeye alışık olduklarımızın ötesinde bir manzara hâkimdi. Kimi zaman yumruklaşmalar yaşandı, bazen de hararetli tartışmalar. Vekillerin çoğu “kendini sergileme” gayreti içindeydi.

Türkiye’nin hafızalarında öyle kareler, öyle anlar yer etti ki, 2011 seçimlerinde bunlar tekrar gündeme geldi. “Göbeğini kaşıyanlar, bidon kafalılar” üzerinden tartışmalar yürüdü. Genel Kurul’da 19 Nisan’da başlayan Anaysa Değişiklik Paketi’nin ilk turu 9 gün sürmüştü. Beklenen fireler ve sürprizlerin olmaması tartışmaları daha da alevlendirmiş, “Meclis’in renkli siması” Kamer Genç ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu ile başlayan tartışmalar ana haberlerin ilk sırasında yerini almıştı. Bu manzara tıpkı futbol maçlarında forma şansı bulan sporcuların “kendini göstermesi” gibiydi. Vekiller de kendini gösteriyordu. (Bugün de aynı manzaralar yaşanıyor.)

Adab-ı muaşeretin sorgulandığı günler geçirdik. Genel Kurul adabına yakışmayan “döneklik” tartışmalarını kolay kolay unutmadık. İlk tur tartışmalarına CHP Milletvekili Şevki Kulkuloğlu ile eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay arasındaki “döneklik” tartışmaları damgasını vurmuştu. Doğru ile yanlış birbirine karışmıştı.

Farabi’nin dediği gibi “Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış da bilinir; ama önce yanlış bilinirse doğruya ulaşılamaz.” Maalesef bugüne kadar bizlere doğruyu bilmeden yanlış olan öğretildi. O gün “doğru” bilinenler bugün “yanlış” diye karşı çıkılmaya çalışılıyor. (Veya tam tersi.)

Kırk sekiz saatlik bir aranın ardından ikinci tur oylamalarına başlandı. Oy oranları adeta hayati önem taşıyordu. Buna engel olmak için çeşitli eylemler düzenlendi. Saldırılar yapılarak vekiller susturulmaya çalışıldı. Oy kullanmayan Vekiller, oy kullananları telefonla fotoğraflıyordu. Fire listeleri hazırlanıyordu. (Bugün neler yaşanıyor?)

Sonunda değişikliklerin tamamı oylanarak (parti kapatma hariç) 336 ‘evet’ oyuyla değişiklikler kabul edildi. Ve sonrasında referanduma gidildi. Özelikle HSYK sil baştan değiştirildi. O gün buna “karşı” çıkanlar şimdi HSYK “savunucusu”, bunu (bağımsız yargıyı) “destekleyenler” de HSYK “düşmanı” oldu. O değişiklikle siyasetin müdahalesi HSYK üzerinden kaldırılmaya çalışıldı. Şimdi tam tersi adım atılıyor. Çünkü ortada bir yargı darbesi girişimi var. Bu tutum hükümeti “yanlışa” sürükleyebilir.

Anayasa Mahkemesi tarafında reddedileceği bilinen bir düzenleme geriye dönük uygulanamayacağı için hükümet bu değişikliği yaparak kadroyu değiştirecek. Böylelikle Yargı’nın Yürütme’yi ele geçirmesine son vermek isteyecek.

Bir toplantıda kıymetli ağabeylerimizden birinin şu sözünü hatırlatarak yazımı sonlandırmak istiyorum. “Ortada milletin iradesiyle seçilen Komünist Parti de olsa (asla bu partiye oy vermeyecek biri) yine onu savunurum. Çünkü yargı darbesiyle milletin seçtiği hükümet yıkılamaz.” Öyleyse zaman millet iradesine sahip çıkma zamanı.

Gazete PDF:

http://olay-gazetesi.com/gazeteler/20140114gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir