Meclis’te gerilim filmi görüntüleri

Anayasa’da değişiklik öngören teklifin TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlamasıyla siyasetin dili de görüntüsü de sertleşti. Millet adına iş yapan vekiller, aslında milletin çok da istemediği görüntüleri sergiliyor.

Türkiye bir sistem değişikliğine gidiyor. Bunu savunanlar ve buna karşı çıkanlar var. Durum böyle olunca TBMM Genel Kurulu söz düellosuna döndü ama ilerleyen günlerde ringe dönmesi kaçınılmaz görünüyor.

Anayasa Komisyonunda başlayan şişe fırlatmalar, tekme tokat birbirlerine saldırmalar, havada uçuşan küfürler derken Anayasa değişikliği maddeleri komisyondaki süresini tamamlayıp Genel Kurul’a geldi. Pek ‘Hoş gelmedi.’ AK Parti ile MHP’nin birlikte uzlaşarak değişiklik öngördüğü 18 maddeye CHP ve HDP başından beri karşı çıkıyor. Gerekçe ise “Rejim değişiyor, tek adamlık geliyor, diktatörlük hüküm sürecek, Atatürk’e verilmeyen yetkiler Erdoğan’a veriliyor” tezine dayandırılıyor.

AK Parti ve MHP ise bunun bir sistem değişikliği olduğunu, bu sistemin adının da Cumhurbaşkanlığı Sistemi olduğunu, Cumhurbaşkanını da halkın doğrudan seçtiğini söylüyor. Meclis’teki bu iki bakış açısı toplumda da kendisini iyiden iyiye gösteriyor. Toplumun bir kesimi bu düzenlemelere “Rejim değişikliği” olarak bakarken; bir kısmı da “Vesayetçi anlayıştan kurulup sistem değişikliğine gidiliyor” diye bakıyor.

Peki, yaşananlar sadece bununla mı sınırlı kalıyor? Tabii ki hayır. TBMM Genel Kurulu’nda partiler taktik ‘savaşı’ yapıyor. Anayasa değişikliğinde imzası bulanan AK Parti ve MHP teklifin bir an evvel Parlamentodan geçip halka sunulmasını isterken; CHP ve HDP iç tüzükten kaynaklanan bütün haklarını kullanarak süreci geciktirmek için taktik ‘savaşına’ giriyor.

Görüşmelerin yapıldığı ilk gün Meclis’in içi ile dışı çok da farlı değildi. İçeride zabıtlara yansıyan kelimelerin çoğunu “İhanet, vesayet, tek adamlık, diktatörlük, rejim, sistem, başkanlık, cumhurbaşkanlığı, tarafsızlık, kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliği, laiklik, cumhuriyet, demokrasi, seçim, hadi oradan, iç savaş çıkar…” gibi söz düelloları oluşturuyor.

Meclis’in dışında ise çevik kuvvet polisleri etrafı sarmış, Anayasa değişikliğini protesto etmek isteyenler pistteki yerini almış, küfürler, biber gazları, sloganlar, gösteriler, müdahaleler, tartışmalar almış başını gidiyor. İçeride ve dışarıda tablo bu olunca milletvekilinden sokaktaki vatandaşa kadar birçok kesim sosyal medya hesaplarından karşılıklı veryansın ediyor. Polise ‘katil’ diyen mi ararsın, iktidara ‘küfreden’ mi, muhalefete ‘saldıran’ mı…

Böyle durumda ‘Hayır Diyebilen Türkiye’ kitabının da yazarı olan rahmetli Kamran İnan’ın sözünü hatırladım. Özetle diyordu ki siyaset çirkin değil ama onu çirkinleştiren siyasetçilerdir. Yönetme sanatı olan siyaseti çirkinleştiren siyasetçiler oluyor.  

Bazı dönemlerde siyasetçilerin tutumları umut rüzgârlarını çoğaltıyor. Bunun en güzel örneği hain 15 Temmuz işgal girişi sonrası iktidar, muhalefet demeden herkesin bir araya gelmesi idi. Ancak liderler meydanlarda uzun süre kalınca bu umut rüzgârları birer birer etkisini kaybediyor. Seçim meydanları, referandum ortamı, grup konuşmaları, kongreler, Genel Kurul konuşmaları, komisyon görüşmelerinin hemen hepsinde “hakaret” içeren kelimeler bulmak mümkün.

Toplum olarak “Biz bir ve beraberiz” diyemiyorsak bunda siyasetçilerin payı çoktur. Yani baş, dil ile tartılır.  Tatlı ye, tatlı konuş misali, insanlar tatlı da yeseler siyasetçiler ve medyanın etkisi ile “acı” konuşmaya devam ediyor. Hakaretle bir yere varılmaz! Milletin vekilleri medenice tartışmalıdır.

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir