Kısasta hayat vardır

Türkiye bir kez daha minik Leyla ve Eylül’ün acı haberiyle yasa boğuldu. İnsan sıfatı taşıyan yaratıklar, melek yüzlü minik bedenleri hayattan kopardı. Bunun karşısında öfkemiz boğazımızda düğümlenip, feryadımız arşa ulaşsa da kanunlardaki esneklik ve cezalardaki yetersizlik, bu tür canilerin varlığını her geçen gün daha fazla gün yüzüne çıkartmaya devam ediyor.

Nice Leyla ve Eylül’ler küçücük yaşta, sapık ruhlu bedenler tarafından hayattan kopartıldı. İnsan olma özelliğini yitirmiş bu yaratıklar, içinde bulundukları ruh haliyle nasıl bir pisliğin içinde yaşadıklarını ya da nasıl bir pisliği dışa vurduklarını her fırsatında bize gösterdi. Kimi satırla insan parçalayıp valizlere doldurdu, kimi küçücük çocukları katledip çöp konteynırlarına attı, kimi de minik bedenleri kaçırıp, içindeki bütün pislikleri uygulamaya koydu. Her defasında kamuoyu ‘idam’ diye haykırdı.

Sonuç? Leyla yok, Eylül yok, yarın belki başkaları da olmayacak. Ama bu insan sıfatını taşıyan yaratıklar her zaman toplumun içinde olacaktır. Bunlara verilecek en güzel ceza yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi 179. Ayette belirtiliyor; “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır, böylece korunursunuz.” Evet, başkalarının hayatını korumak için bu tür cezalar artık vazgeçilmezdir.

Birilerinin Avrupa Birliği’ne almamalarındansa, başkalarının hayatını gasp edenlere seyirci kalıp, cennete alınmamak çok daha kötüdür. O halde hepimize düşen başkalarının hayatını korumak veya onların hayat hakkına saygı duymaktır. Bu konuda hangi yasal düzenlemenin yapılması gerekiyorsa bir an evvel o yapılmalıdır.

Toplumda infial oluşturacak bu tür sapıkça eylemler neticesinde hayattan koparılan fidanların katilleri, sorumluları da gün yüzü görmemelidir. İnsanları korku iklimine sürükleyen, çocukları doğal hayattan kopartan bu sapıklar aramızda oldukça, hiçbir aile rahat bir şekilde çocuğunu kamusal alana çıkartamaz.  

Bayramları zehir eden, çocuk parklarını korku mekanı haline getiren, okul çıkışlarını ‘av merkezine’ dönüştüren sapık ruhlu yaratıklar aramızda dolaştıkça ‘idam’ diye sloganlar atmaya ancak kalıcı çözüm üretememeye devam edeceğiz. İktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplum kuruluşlarıyla, diyanet işleriyle, üniversiteleriyle, medyasıyla herkes bu konuda seferber olup üzerine düşeni yapmalıdır.

Özellikle dizilerde, filmlerde, kliplerde sübliminal içeriklere karşı gerekli tedbirler alınmalıdır, cinsel istismara açık sahneler, hikâyeler, davranışlara yer verilmemelidir. Okullarda bedini koruma, yabancılara karşı davranışlar, çığlık atmalar gibi konularda bilinçlendirme yapılmalıdır.

Belediyeler, diğer kamu kurumlarındaki ve özel kreşlerdeki çocuklar bu konuda özellikle eğitilmelidir. Aileler ise bilgilendirici broşür, seminer, konferans gibi yöntemlerle bilinçlendirilmelidir.

İnsanın öpmeye bile kıyamadığı, gözünden sakındığı minik yavruları, başka caniler tarafından hayattan kopartılıyor. Atık seyirci kalmanın ötesine geçmek lazım geliyor. Kimyasal hadım edip, ceza evlerinde devletin parasını bu sapıklara yedirmek çözüm değildir!

Devlet, hükümet hep birlikte el ele verip hem yasal çalışmaları, sosyal, kültürel ve eğitimsel çalışmaları hızlandırmalıdır. Gerekirse referanduma giderek idam konusu ivedilikle ele alınmalıdır. Milletin isteği ne ise ona göre karar verilmelidir. Bundan sonra analar, babalar bir daha bu pislikler yüzünden ağlamamalıdır. Müslüman sorumluluğu ile konuya yaklaşıp, anne baba duygusuyla empati yapıp bir kez daha tekrarlıyorum ‘Kısasta hayat vardır…” Yavruların ruhu şad olsun, Allah anne ve babalarına sabır versin.

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir