“Kimin manşeti kimi döverse” haberciliği

17 ve 25 Aralık operasyonları yaklaşan yerel seçimler öncesi siyaseti hareketlendirdi. Operasyonlara odaklanan siyasetçiler ve medyanın büyük bir kısmı ise yerel seçimleri unuttu! Oysa bu yerel seçimler önümüzdeki iki seçimi “satın alan” bir seçimdir.

Hemen her köşede ve her sayfada görev yerleri değiştirilen savcılar, emniyet mensupları yazılıyor, çiziliyor. Arşivler taranarak “iktidar karşıtları ve iktidar yandaşı” başlıklarıyla haberler, görüntüler yayınlanıyor. Tanık olduğumuz habercilik bir anlamda “Kimin manşeti kime değerse” düsturu ile hazırlanıyor. Eski dönemler yeniden canlanıyor.

Yaşanan gerilimin ekonomiye, hukuka, siyasete verdiği zarar bundan böyle insan ilişkilerine uzanmış durumda. Taraflar iyice belirginleşti. Kutuplaşmalar arttı. Şu an yaşananlar iki tarafı keskin kılıç gibi. Nereye dokunsan acıtıyor. En kötüsü de geride iz bırakıyor. Tıpkı arşivlerdeki gibi.

Yaşadığımız dönem öyle bir hal aldı ki Hasan Sabbah’tan girip, Haşhaşiler’den devam edip, kaset kayıtlarından zirve yapıldı. Geçmişte ahlaksızlığın sınır tanımadığı hamleleri bu ülke çok defa yaşadı. Şimdi dönüp arşivlere bakın, karşınızda ayna gibi duruyor hepsi.

Gerçekten, haber kanallarını izlerken, gazete manşetlerini okurken midem bulanıyor. Her gün okuduğum göz attığım gazeteler, onlarca köşe yazısı ve izlediğim haber kanalları meslekten “soğutur” derecede.

Öyle ki ideolojiler birbiri ardına salvolar savuruyor. Kimin manşeti kimi döverse. Kim eteğindeki taşı erken dökerse o “kazançlı” çıkıyor mantığı var.

Medyadaki aklıselim yazılar kaleme alan yazarlarımız, taraflara çağrıda bulunup, “Şefkat, merhamet, adalet, demokrasi, hak, hukuk” hatırlatması yapıyor. Ancak nafile. Süreç o kadar çetrefilli ilerliyor ki bu tür çağrılara kulak takanmış durumda. Bir de bunun aksi var ki o daha tehlikeli! Gazete sütunlarında, televizyon ekranlarında üstü kapalı tehditler savruluyor.

Faili meçhullere kurban giden tanınmış isimler hatırlatılıyor. Dış politika “yeni ittihatçılık” olarak, iç politika ise “28 Şubat’tan daha beter, cadı avı” sözleri ile özetleniyor. Bu yazıları yazarken, bu manşetleri atarken, bu açıklamaları yaparken biraz daha vicdan sahibi, biraz daha iyi niyetli ve biraz daha “kendi” olmak gerekiyor.

“Masumane duruşlar”, “güç bende istediğimi yaparım” söylemleri, neticede Müslüman ile Müslüman’ı birbirine düşman eder hale gelir. Nihal Bengisu Karaca’nın dediği gibi “İçerideki operasyonlar/klavye sahibi vurucu timler ile dışarıdaki kalemler öyle eşgüdümlü hareket ediyor ki görmemek için ya sinsi ya ahmak olmak gerek.”

Çünkü AK Parti’ye kapatma davası açılmalı tavsiyesinde bulunan yazarlarımız bile var. Yardım kuruluşlarını karalamaya çalışan kalemlerimiz bile var. Her gün yerlerinden edinen kamu görevlileri ve ailelerin durumunu görmemek imkânsızdır. “Sap” ile “Saman” birbirine karıştı.

Suçlanan taraflar “topyekûn” sorgusuz idam ediliyor. Ani değişimler liyakat kavramını hatırlatıyor. “Bizden” veya “Bizden değil” kavramı yeni dönemde prim yapmaya başladı. Bunu acısını da gelecekte çekeceğiz. Şimdi nasıl geçmişin acısını yaşıyorsak.

Şimdi durup düşünerek yaşananları anlamaya çalışmalıyız. Bu ülke hepimizin. Bu toplumu birlikte oluşturuyoruz. “Hırsızlığa, haksızlığa, yalana, dolana, her türlü iftiraya” taraf olmak yerine bunları bertaraf etmekten yana olmalıyız.

Gazete PDF:

http://olay-gazetesi.com/gazeteler/20140121gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir