Kim neye ‘evet-hayır’ diyor?

Anayasa değişikliği 30 Mart’ta TBMM’ye gelerek, maddeler üzerinde oy-a-lama çalışmaları başlamıştı. Oy-a-lamaların başlamasıyla taktik geliştirmeler, tartışmalar, kavgalar da kaçınılmaz oluyordu. Yoğun bir mesai ve ‘bir yol kazası’ ile değişiklik paketi Meclis’ten geçirildi.

Patırtı gürültü çıkartılarak Meclis’ten geçen değişikliği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 12 Mayıs’ta onamıştı. Tam o günlerde bir de ‘Baykal-Baytok’ skandalı yaşandı. (Bu ‘videoyu’ ortaya çıkaranları o gün de eleştirdim, bugün de eleştiriyorum. Yapılanlar ne kadar yanlışsa, onu yayınlamak da o kadar yanlıştı.) Anayasa değişikliğinin Gül tarafından onanması, Baykal’ın video kazasının üzerine gelmişti.

Muhalefet o günlerde şaşkındı. Hem Baykal hakkında ortaya çıkarılan çirkin video, hem de Anayasa değişikliğinin onanması, CHP’de soğuk duş etkisi oluşturmuştu. Bundan sonra Referandum çalışmaları başlayacaktı, ancak bunun için Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı beklendi. YSK, 13 Mayıs’ta kararını açıkladı ve AK Parti’nin ısrar ettiği gibi “Referandum süresi 60 gün değil, 120 gündür” dedi ve 12 Eylül’ tarihini belirledi. İktidar kanadı bunu ‘siyasi karar’ olarak değerlendirmişti.

Sırada CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi vardı; ancak bunun için en az 110 milletvekilinin imzası gerekiyordu. CHP, bu imza yeter sayısına ulaşınca 14 Mayıs’ta 111 imza toplayarak, değişikliğin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gitti. AYM, bu konuyu değerlendirmesine alana kadar, siyasetin harareti de iyice yükseldi.

Artık cephelerin oluşma zamanı gelmişti! ‘Evet-hayır’ cepheleri oluşmaya başladı. Herkesin kendine göre bir ‘doğrusu’ vardı. Bu ‘doğrular’ uğruna mücadele etmek için ‘canla başla’ çalışılacaktı. Muhalefet kanadındaki bu çalışma CHP’nin olağan kongresinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesiyle başladı.

İktidar kanadında ise hukukçular tarafından ‘Bu değişiklikte Anayasaya aykırılık yoktur’ açıklamaları sürekli gündemde tutuldu. Ve nihayetinde Anayasa Mahkemesi kararını 7 Temmuz’da açıklayarak, bazı maddelerin ucundan ‘kırptı.’ Bu karardan sonra muhalefet cephesi bir kez daha hayal kırıklığı yaşadı. Anayasa Mahkemesi geleneği bozmuş, bu defa CHP’nin ‘istediğini’ yapmamıştı.

İktidar cephesi de bu kararı ‘çaktırmadan eleştirirken’, bıyık altından gülmeyi de ihmal etmedi. En azından, Referanduma gitmek için bu bir başlangıçtı. Şimdi 12 Eylül koşacak, iktidar ve muhalefet onu kovalayacaktı. Temmuz ayıyla çalışmalar daha da yoğunlaştı. Muhalefet Baykal’a düzenlenen ‘komployu’ unuttu. İktidar da, “Referandum süresinin 60 gün olarak belirlenmesi siyasi karardır” söylemini.

Kolları sıvayıp, meydanlara çıktılar. Sürecin ilerlemesiyle bazı milletvekilleri partisinden istifa etti, kimi belediye başkanları ihraç edildi. ‘Evet-hayır’ cepheleri karşılıklı olarak çoğalmaya başladı. Her gün, birileri çıkıp “Biz ‘evet’ diyoruz, biz ‘hayır’ diyoruz” açıklamaları yaptılar. Dillerde iki şey oluştu: ‘evet-hayır.’

Partilerde olan kutuplaşma, Sivil Toplum Kuruluşları’na (STK) da yansıdı. Herkes çıkıp ‘tarafını’ belli etmeye başladı. 12 Eylül’deki halkoylaması yaklaştıkça bütün partiler, bazı STK’lar, sanatçılar, futbolcular, yazarlar, çizerler oylarının rengini açıkladı. Bu açıklamalar her geçen gün daha da artarak farklı boyutlara taşındı. ‘Destekçiler’ ve ‘karşıtlar’ arasında süren tartışmalar her mecliste dillendirilir hale geldi. Artık gün geçmiyor ki birileri çıkıp “Destekliyoruz ya da karşı çıkıyoruz” demesin…

Unutulanlar: “Destekleyenler”, AK Parti’yi mi, Başbakan’ı mı destekliyor yoksa Anayasa değişikliğini mi? Bunu net bir şekilde ortaya koyamıyorlar. Bunun yanı sıra, bu pakete karşı çıkanlar da, AK Parti’ye mi, Başbakan’a mı yoksa pakete mi karşı çıkıyorlar? Bu da henüz net değil. Net olan tek şey var: “Erdoğan ‘evet’ diyorsa, Kılıçdaroğlu ‘hayır’ der.”

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir