Kentsel dönüşüm ve adil bölüşüm

Yüzyılımızın en önemli sosyal hadisele­rinden biri olan şehirleşme her geçen gün artarak devam ediyor. Bu değişim, beraberinde önemli farklılıkları da getiriyor.

Değişim ise genelde yeni bir şehircilik anlayışı olan kentsel dönüşümle sürüyor. Kentsel dönüşümün olduğu yerde eğer adil bir bölüşüm yoksa orada şehir sosyolojisi dediğimiz kavramın içerisi boş kalmış demektir. Çünkü kentsel dönüşüm sadece konut dönüşümü değildir! Buradaki değişim çok boyutlu ele alınmalıdır.

Şehir sosyolojisi dediğimiz kavram bizlere şehirlerin panoramik fotoğrafını çekmemiz noktasında önemli katkı sunmaktadır. Şehirlerin toplumdaki yerini, kuruluşunu, oluşum ve işleyiş biçimi­ni, iktisadî ve fikrî fonksiyonlarını, şehir tiplerini ele alan şehir sosyolojisi, şehircilik çalışmalarında önemli tespitler ortaya koyarak, şehirlerin oluşumunda pazılın parçalarını bir araya getiriyor.

İşte bunun gibi bir çalışma 24-25 Mart tarihlerinde Pursaklar Belediyesi ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştirildi. Yoğun bir katılımın sağlandığı konferans ve çalıştaya yerel yöneticiler başta olmak üzere belediye başkanları, akademisyenler ve çok sayıda uzman katıldı. Gerek yurt içi gerekse yurt dışından gelen konukların sundukları tebliğlerde şehirlerin geleceği ele alındı. Ortak bir nokta vardı o da Pursaklar Belediye Başkanı Selçuk Çetin’in dediği gibi “Şehirlerin medeniyetimizi temsil edecek şekilde inşa edilmesi.” Bu ortak noktada buluşan katılımcılar günümüzde şehirleşme algısının sadece mo­dern binaların ve fabrikaların yapılması olarak düşünülmesinin acı tablosu gözler önüne serdi.

Evvela şehirleşme, bütün sosyal ve kültürel yapılarda önemli değişiklikler meydana getirmektedir. Değişen şehirler sadece belli bölgelerin niceliksel değişimini beraberinde getirmediği gibi oranın sosyal ve kültürel hayattaki değerlerinde de önemli değişiklikler meydana getirmektedir.

Kentsel dönüşüm dediğimiz durum beraberinde “sınıflaşma, tabakalaş­ma, sosyal ve kültürel faaliyetlerde çeşit­lenme, dışa açılmanın kazan­dırdığı yeni zihniyet, dünya görüşü, hayat tarzı, yeni tutumlar ve anlayışlar” kazandırıyor. Bu “kazanımlar” şehirleşmeyle birlikte yeni problemlere de yol açabiliyor.

Bu problemleri aşmanın yollarından biri ise ilk İslam cemaatinde olduğu gibi işleri yürütürken toplumun (cemaatin) katılımını ve rızasını sağlayan kanallar olarak şura (meclis), meşveret (danışma) ve icmaya (cemaatin ortak fikri) başvurmaktır. Bunun yapılması günümüz kavramı ile küreselleşmenin başlıca koşullarından biri olan demokrasiyi ifade etmektedir. Çünkü dönüşüm sağlanırken katılım ve karşılıklı rıza önemlidir.

 Şehirlerimizin merkezine neyi yerleştiriyoruz?

Medeniyetimizde şehirler, camii, külliye, şifahane, kütüphane, hamam ve han gibi yerleri merkez almışken, şimdi yeni bir anlayışla AVM’leri merkeze alarak şehirleri kuruyoruz. Unutmayalım ki şehirler sadece insanların bir arada yaşadığı fiziksel mekânlar değildir. Günlük hayatımızdaki davranış kalıpları, düşünce biçimleri, politik tercihler, sosyal ilişkiler gibi özellikler şehrin mimarisi, estetiği ve ölçeği ile bütünleştiğinde anlam kazanır ve gelişir. Şehirler bizim medeniyetimizde büyük toplumların ayrılmaz parçasıdır.

Medeniyetin beşiği olarak kabul edilen şehirlerin kültürel gelişmesi, ekonomik ve toplumsal gelişmeye de katkıda bulunmaktadır. Bunun için şehirleri yönetenlerin sağlıklı bir kültür politikası yürütmeleri gerekmektedir. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak felsefesi Osmanlı belediye hizmetlerinin temelini oluşturmuştur. Bugün de bu anlayış benimsenmelidir. Çünkü kültür politikası iktisadi gelişmeye ve topluluk duygusunun oluşmasına katkı sağlar. Bu nedenledir ki kentsel dönüşümde adil olmak (hem iktisadi hem kültürel hem de politik açıdan)  şehir politikasının kilit unsurudur.

Pursaklar Belediye Başkanı Selçuk Çetin, “Nasıl bir şehir istiyoruz?” sorusuna şehirde yaşayanlarla çareler aradıklarını belirterek bir konuşma yaparak şu önemli cümleleri ifade etmişti: “Ahlak adına, mimari adına bir katkı sağlayabiliyor muyuz şehirlere? Önemli olan bunu yapabilmektir. Bu olgu olmayınca, geçmişten ve tüm değerlerden soyutlanıyoruz. Bugün ki şehirleşme sosyal, siyasal ve kültürel bütünleşme ile Anadolu insanın gönlündeki şehirlerden uzak. Karşımızda İstanbul, Konya gibi, İslam medeniyetinin kültürel mirasını yansıtan eserlere ev sahipliği yapan şehirlerimiz duruyor.”

Sonuç olarak…

Kimliklerimizi efsanelerden arındırıp yüksek binalar yapmakta yarışmak yerine şehirlere hak eden değeri verip, gittikçe yaygınlaşan kentsel dönüşümlerde adil bölüşümü ilke edinmeliyiz. İnsanları emrivaki yöntemlerle değiştirmek yerine şuna, icma ve meşvereti devreye sokarak adaleti sağlamak gerekir. Çözümleri yerinde yapıp, insanların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve insanlar arasındaki düzenin sağlanması gerekir. Bunu da hem ekonomik hem de kültürel anlamda sağlamak şarttır.

Unutulanlar: Unutmayalım ki şehirler sadece insanların bir arada yaşadığı fiziksel mekânlar değildir. Şehirler bizim medeniyetimizde büyük toplumların ayrılmaz parçasıdır.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir