Kendimiz olalım!

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Kimin kime kazık attığı belli değil. Kimin kimi kumpasa getirdiğinin hesabı yapılamıyor. Kimin dost kimin düşman olduğu ayırt edilemiyor.

Kim, kiminle savaşıyor belli değil. Kim, kimi tehlikeli görüyor? Kim, kimden ne istiyor? Kimler, kimilerin çıkarlarını hedef alıyor? Neyin projesi uygulanıyor? Veya uygulamaya konulanlar bir proje mi?

Bu sorular karşısında hepimizin kafası karışık. Ortaya atılan iddialar, belgelenen bilgiler, etrafa saçılan tapeler bize gösteriyor ki çok kötü şeyler yapılmış. Artık mideler bulanıyor. Gözler görmek istemiyor birçok şeyi. Hafızalar almıyor yaşanan süreci. “Sizden veya bizden” ayrımı ile binlerce insan birbirine karşı potansiyel suçlu haline geldi.

Nerede bizim Müslümanlığımız, nerede bizim secdeye koyduğumuz alınlarımız, nerede bizim aynı kıbleye yönelen kalplerimiz? Nerede bizim hayr dualarımız? Nerede bizim kardeşliğimiz? Nerede bizim mazlumu, zalime teslim etmeyen kadim geleneğimiz? Nerede bizim Müslüman’ca yaşamamız?

Biz kimiz? Ne için varız? Ne yapıyoruz? Nerden geldik? Nereye gideceğiz?

Bu ülke, birçok tecrübe yaşadı. Bunların etkisini iliklerine kadar hissetti. Acısını senelerce unutamadı. Darbeleriyle, post moderniyle, dost moderniyle, muhtırasıyla, saldırısıyla…

Bedelleri ağır oldu. Aynı silahın farklı kurşunları ayrı ideolojilere yöneldi. Aynı tetik farklı kişileri hedef aldı. Ülke kaos dolu günlerden geçti. Bunlar kitaplaştırıldı. Belgesel haline getirilip izletildi.

Eğer tüm bu yaşananları bir hikâye gibi okuyup, bir belgesel gibi seyrettiysek tabii ki bundan ders çıkartamayacağız. Bizler ders çıkarmadığımız gibi bizden sonraki nesiller de anlamayacak. Çünkü teknoloji çağındayız. Hazır ve karmaşık bilgiler bir tuş kadar yakın. Kendimiz olarak düşünmüyoruz. Başaklarının düşüncelerini kiralayıp, başkalarına satıyoruz.

Kimin, hangi bilgiyle kimi yönettiği belli değil! Eğer kendimiz olarak düşünmeyeceksek, başkalarının düşüncelerini kiralamaya devam edeceğiz demektir. Öyleyse fikirlerimizi ipotek altına alanlara, bizim yerimize düşünmek isteyenlere fırsat vermemek gerekir.

“Ben bilmem, o bilir, ben susarım o konuşur” gibi çaresizlikler içine girmeyelim. Herkesin kendine göre bir düşüncesi, bir fikri, bir sözü olmalı. Üstad Necip Fazıl’ın dediği gibi “Fikrin ne fahişesi ne de zamparası olalım.” Ama söyleyecek bir sözümüz mutlaka olsun.

Cemiyet, ruhuyla yok ediliyor. Fikirlerimizi belki “siyaset” öldürüyor. “Siyaset, fikrin kendisi değil, posasıdır” der Necip Fazıl. Heveslerimize kapılıp kişiliğimizden ve kimliklerimizden taviz vermemek gerekir. Çünkü bu dünyada Müslüman doğduk, Müslüman’ca yaşamak lazım.

Kimin kime kazık attığından ziyade, kimin kime kucak açtığına bakmak gerek. Gözlerimizdeki perdeyi kaldırıp öyle bakalım yaşananlara ve yaşantımıza. Paranın tahakkümünde olmadan, güçlerin kontrolüne girmeden insanca yaşayalım bu dünyada.

Düşünelim kendimiz gibi. Ve bir daha haykıralım kendimiz olmak için.

Gazete PDF:

http://olay-gazetesi.com/gazeteler/20140225gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir