Kardeşlik

İnsanlığın fotoğrafını panoramik olarak çektiğimiz zaman şunu görmekteyiz: Kabil’in Habil’i kıskançlık yüzünden öldürmesi ile başlayan kardeşlik ihlalleri her geçen gün artarak devam ediyor. Kardeşlik hukuku her daim zedeleniyor, kardeşliğin bırakmış olduğu bu boşluksa bir türlü doldurulamıyor.

Kardeşliğin bıraktığı boşluğu hiçbir şeyin dolduramayacağını biliyoruz. Çünkü mümin gönülleri bir birine bağlayan iman bağı, her şeyden önce geliyor. Eğer iman bağımızda bir sıkıntı varsa oluşturulacak kan bağı kifayetsiz kalacak, bu boşluksa doldurulamayacaktır. O halde kardeş olmak için en başta kan bağı değil iman bağı gereklidir. Bir hukuk ve ahlak bağı olan İslam kardeşliği, soy, ırk, mezhep kardeşliğinden daha üstündür.

Belki bugün birçok sıkıntının temelinde ırksal, mezhepsel, renksel farklılıklar yer almaktadır. Bunları bertaraf etmek için yine İslam kardeşliğine sımsıkı sarılmak gerek. Çünkü İslam kardeşliğinin özünde “Allah için sevme ilkesi” vardır! Kardeşlerimizi ziyaret ederken genelde “alacaklı” durumda oluruz. Oysa kardeşlerimizi ziyaret ederken sadece alacaklı olmak değil aynı zamanda Allah rızası için de ziyaret etmeliyiz.

Ama bunlar unutuluyor. Ne yazık ki insanlık ilk önce kardeşlikle tanışmasına rağmen tarih boyunca pek çok kardeşlik ihlaline tanık olagelmiştir. Oysa Allah Resulü, insanlara “Kardeş olunuz” diye buyurmuştur. Mekke’de başlayan kardeşlik bağı Medine’de zirveye ulaşmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v)’in Medine’ye gittiğinde ilk icraatlarından biri de Mekke’den gelen Muhacirlerle Medineli Ensar arasında kardeşlik bağını oluşturmaktır. Allah Resulü “Allah için kardeş olun” diyecekti.

İşte büyük önem atfedilen ancak unutulan kardeşliğin en güzel örneğini, Ensar ile Muhacirlerin kardeş olmalarında görüyoruz. Oradaki esas, insanların mümin olmalarıydı; ırk, soy, sop, renk, kabile farklılığı değildi. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi kardeşlik bir hukuk ve ahlak gerektiriyor. İslam kardeşliği de Allah için sevme ilkesi etrafında kurulmuş samimiyet ve ihlâs gerektiriyor. Allah Resulü buyuruyor ki “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olmazsınız.” O halde yapmamız gerekenler çok “basit.”

İçinde bulunduğumuz “Üç ayları” da fırsat bilerek birbirimizi seveceğiz, kardeş olacağız, kardeşlerimize dua edeceğiz, iyiliğe iyilikle karşılık vereceğiz, birbirimize muhabbet besleyeceğiz, birbirimizi ziyaret edeceğiz, birbirimize karşı haksızlık ve kardeşimizi düşmana teslim etmeyeceğiz, ihtiyaçlarımızı gidereceğiz, hatalarımızı örteceğiz. Merhamet edip, hayra koşup iyilik yapacağız. Birbirimizin kurdu olmak yerine birbirimize veli olacağız. “Güçlünün hakkını değil hakkın gücünü savunacağız.” “Arap Ebubekir, Fars Selman, Habeşli Bilal” misali el ele tutuşup ümmet olmalıyız.

Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Çerkez ayrımı yapmak yerine, İslam kardeşliğinde toplanacağız. Görüyoruz ki insanlar çok değişik amaçlarla bir araya geliyor. Dernek, vakıf, parti, ideoloji… Müslümanların farkı ise burada ortaya çıkıyor. Müslümanlar dünyevi beklentilerden uzak, dava birliği etrafında sevgi ve samimiyet üzere bir araya gelmelidir.

Maddi ve manevi değerlerimizden gün geçtikçe uzaklaşırken, birbirimizle olan ilişkilerimizin, iletişimimizin zayıfladığını görmeliyiz. Yalnızlaşmak yerine güven veren, vefa gösteren, merhamet eden ve paylaşan birer dost olmalıyız. Ve kardeş olduğumuzu unutmayalım!

Unutmayalım ki İslam medeniyetinin bu tavır ve davranışlarını hayatımıza yansıttığımız zaman, dünya ve ahret saadetini kazanmış toplum oluruz.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir