Kara maden ne yaptın yine?

Bilmiyorum nasıl başlayayım yazıya. Kafamda tasarladıklarımı kelimelere aktarmakta hiç bu kadar zorlanmamıştım. Nasıl zorlanmayacaktım ki? Bir anda yüzlerce can yitip gitti. Yüzlerce ocağa kor düştü… Yüzlerce çocuk yetim, yüzlerce kadın dul kaldı…

Klavye tuşlarına dokundukça titriyor parmaklarım. Soma’daki faciayı okudukça yanıyor yüreğim. Biliyorum bu kelimeler kara madendeki ak yüreklerin acısını paylaşmaya yetmeyecek…

Demet demet acı yaşıyoruz. Tıpkı madendeki damarlar gibi acılar da ülkemizin dört bir yanına uzandı… Paylaşmaya çalışıyoruz… Ama ne fayda! Gazetelerin her sayfası siyah zeminlerle kaplandı. Televizyon ekranlarında son dakika haberleri alevler gibi yanıp durdu. Bilgisayar monitörleri cesetlerin teşhisinde donup kaldı… Hangi birini anlatalım ki…

Baba Hüseyin Avkaş ve 19 yaşındaki oğlu Ferhat, koyun koyuna gittiler ölüme. Sedyeyle taşınırken kirli çizmelerini çıkartmak isteyen Murat Yalçın “Benden sonrakilere sedyeyi temiz bırakmak istedim” diyerek öyle bir mesaj verdi ki insanlığa… “Bırak kirlensin Murat’ım. Senden daha mı değerli” diyebildik mi?

Sağlık görevlisi Serkan Güneş… Evlilik hayali kuruyordu kara madenden kazandıklarıyla... Görevini yaptı… 3 kişinin hayata tutunmasına vesile oldu. Ama kendisi hayata tutunamadı… Erkan Altuntaş, askerde şehit olamadım diye üzülmüş meğer… Üzülme kardeşim. Sen şehit düştün maden ocağında… Ve 19 yaşındaki Cemal Yıldız… Senin ölümün üzerinden ortalığı karıştırıp acıları çoğaltmak isteyenlere hakkını helal edecek misin?

Bilmiyorum masamdaki bayrağı yarıya indirmem, Kur’an’ın derinliğine sığınıp, ayetler okumam, içten içe ağlamam sizlerin acısını paylaşmaya yeter mi? Çünkü… Sizler yer altında gazdan ölürken, yeryüzünde yalandan yaşayan onca insan var. Arkanızdaki acının yaşanmasına bile izin vermeyen, yasınızın tutulmasına bile tahammül edemeyenler… Torununun bir saç teli için yalvaran Hüseyin amcayı anlayabildik mi? Babası, kardeşi, evladı ve hayat arkadaşı için her ambulans sireniyle ölüp ölüp dirilenlerin acısını anlayabildik mi?

Siz ebediyete intikal edenler… Öyle mesajlar verdiniz ki bizler anlayabildik mi? Siz ki son nefeslerinizi bile sırayla kullandınız yerin metrelerce altında. Ya bizler? Kocaman yeryüzünde birbirimizin nefesini kıskanıyoruz… Ve birbirimizi nefessiz bırakmaya çalışıyoruz…

Sizler demirleri ısırıp oksijen alırken, bizler demirleri bir kez daha kızdırıp acılı ailelerin yüreklerine sapladık… Vicdanlarımızı siyaset kokulu cüzdanlara hapsettik… Sizler avuçlarınızdaki mektuplarla helallik isterken, bizler birbirimizi öldürmenin gayreti içindeydik…

Minik bedenler, kocaman yürekleriyle babalarının fotoğraflarına son bir kez öpücük kondurup, acılarını içlerine gömerken; kocaman bedenler minicik yürek olamadılar bu acıyı paylaşabilmek için. Sokaklara aktılar kaos çıkarmak için… Oysa siz mesaj veriyordunuz: “sessiz olun, yastayız” diye…

Unuttuk aslında boğazımızdan geçen her bir lokmada sizlerin emeği olduğunu. “Aydınlandığımız” her gecede sizlerin “ışığı” olduğunu… Aslında ak olan alınlarınızdaki kömür karası izler, helal kazancın simgesiydi bizlere. Çocuklarınız bile sizleri resmetti karanlıkta etrafı aydınlatan suretlerle… Sizler ailelerinizi kömürün sessizliğinde kurdunuz. Ölüme de o sessizlikte gittiniz. Mekânınız cennet olsun…

Ölümler bile lanetleşmemizin önüne geçemedi… Sizin o kömür karasındaki ak ve pak kalbinizi göremediler… Şimdi sorarım kara maden! Ne yaptın yine?

Gazete PDF:

http://www.beldegazetesi.com/gazeteler/20140520gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir