Kalpte taşınan Filistin sevdası

Katil İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırarak 9 Türk’ü şehit etmesiyle Türkiye-İsrail arasındaki gerilim tırmanışa geçti. İki ülke arasında başlayan diplomatik kriz her geçen gün biraz daha derinleşiyor. İsrail bu durum karşısında her fırsatta Türkiye’yi, aklı sıra, tehdit ediyor.

Son tehdit içerikli mesajları ise “Türkiye’nin hava sahasını İsrail askeri uçaklarına kapatmasına” yönelikti. Türkiye’nin bu diplomatik kriz karşısında ‘iki kez düşünmesi gerektiğini’ vurgulayan İsrailli yetkililer, şunu hâlâ anlamamışlar: Kalpte taşınan Filistin sevdasını siz değil sizin yedi ceddiniz bile gelse silemez!

Mavi Marmara gemisini hatırlayalım. Geçmişte, Bosna, Afganistan, Çeçenistan gibi birçok yere sefer düzenlenmiştir. Mavi Marmara gemisi Gazze için yola çıkarken “Rotamız Gazze, yükümüz insani yardım” sloganını taşıyordu. Buna rağmen ‘terörist devlet’ tarafından saldırıya uğradı ve 9 canımızı orada şehit verdik. Onlarca da yaralımız oldu.

Neticede, İsrailli askerler ve İsrail hükümeti, Mavi Marmara’nın kanında boğuldu. Zırıl zırıl ağlayan sat komandoları dünyaya rezil oldu. Bunları, yardımseverlerin amacı olarak değerlendirmeyelim. Sadece İsrail’in içine düştüğü durumu gösteren acı tablodur. Şimdi o kutlu sefere bir daha yolculuk yapalım.

Diğer seferler gibi bu sefer de rahat geçmemiş, insanlık seferberliği ilan edilmişti. Arkalarındaki herkesi ve her şeyi Allah’a emanet edip, Mavi Marmara kervanına katılıyorlardı. Herkes yanında bir şeyler götürüyordu (oyuncak, yiyecek, giyecek, inşaat malzemesi vs.). Geçmiş, gelecek ve o an; yapılan, yapılamayan, unutulma imkânı olmayan, bir gün geri dönülürse gerçekleşme ihtimali olan bir sefere çıkılıyordu. Gazze ablukası delinecekti.

Gemide değil de kalpte taşınanlarsa her şeye bedeldi. 9 şehit ve onlarca yaralının olması… Kalpte taşınan destekte, hiçbir maddi gücün yetemeyeceği anlamlar yatıyordu. Onu en güzel ifade edense kalpte taşınan Filistin sevdasıydı. Onlar giderken nasıl uğurlandılar, dönerken nasıl karşılandılar…

“Durmayın Filistin gönüllüleri” diyerek uğurlanıp, “hoş geldiniz kahramanlar” diyerek karşılandılar. Bu ayrılış bir başlangıç olacaktı ve sonradan öğrenilecekti. Son olan, büyük insanların küçük yaşamlarıydı. Onlar şehitlik mertebesine erişmişlerdi. Başlangıç ise küçük yaşamların büyük kahramanlıkları oldu. Onlar yola çıktıklarında küçük çapta birer kahramandılar. Ve sonrasında kimi şehitliği, kimi gaziliği, kimileri de kahramanlığıyla anıldı.

Yeni bir ortam, yeni bir mekân, çeşit çeşit insanlar. Hepsi bir arada, omuz omuza, gönül birliği oluşturdular. Karar vermek belki de kolay değildi, ancak o karar verildi. Kimisi karısını, anasını, kardeşini; kimisi de çocuğunu, babasını, kocasını geride bırakmıştı… Birçok şey ‘terk edilmişti.’ en az bir ay kalınacak hesapları yapılıyordu. Zor bir yolculuk bekliyordu Filistin gönüllülerini. Her şey göze alınmıştı. Kimse yaşananları bu kadar tahmin bile edemezdi.

Ayağında ayakkabı, üzerinde elbise, mutfağında yiyeceği olmayan insanlara yardım götürmek için birer umut oldular. Bu yardımlar gidince kim bilir belki de şartların düzeleceği ümit ediliyordu. 3 yıldır abluka altındaki Gazze, gelecek olan yiyeceklerle karnını doyuracak, giyeceklerle bedenlerini saracaktı. Bu gönül insanları yüksek ruhlarıyla Gazze’ye varacak, kendi elleriyle kardeşlerinin hediyelerini teslim edeceklerdi. Ve kara haber geliyor…

Mavi Marmara gemisi 31 Mayıs sabahı 04.30 sularında İsrail askerlerinin saldırısına maruz kalıyor. Tarih bundan sonraki anlarda Türkiye’nin ruhuna tanık olmaya başlayacak. Silahları olmayan bu gönül erleri, buldukları sopa, şişe, hortum vb. aletlerle İsrail komandolarına meydan okuyacaklardı.

 İsrail felaketi, gönüllü erleri şehit ederek başlayacak. Bir çıkmazın en karanlığında olan aydınlık elbet zuhur edecekti. Çıkış ‘Allahu Ekber’ nidasındaydı. Gecenin karanlığı yerini gündüz aydınlığına bırakmış, katil İsrail askerlerinin nursuz yüzleri görünmüştü. Yaşamak ve ölmek arasındaki ince çizgide gidip gelmeler çoktan başlamıştı bile. Ölüm kaçınılmazdı ancak kalpteki Filistin sevdası ‘git’, ‘atıl’, ‘mücadele et’ diyordu.

Kahramanca şehit ve gazi olunacaktı. Bu gururla koştular ölüme, Gazze’nin özgürlüğüne. Bu koşuş Allah’a koşuştu. Şehitler bir bir uzatılıyordu gemiye. Üzerlerinde dört renk vardı: kırmızı-beyaz, yeşil-siyah. Kur’anlar okundu gözyaşlarıyla, namazlar kılındı saf birliğiyle.

Ekmekler paylaşıldı hayatın bittiği ve yeniden başladı anlarda. Mücadele ederken şehit olanları kahraman yapan, onların kalbindeki sebeplerdi.

Unutulanlar: Ey İsrail! Siz ne yaparsanız yapın, bu bağlılık, bu ruh, bu fedakârlık ve iman gücü oldukça başaramayacaksınız. Ve bu iman seviyesini hiç mi hiç aşamayacaksınız!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir