İYİ Kİ VARDIN EREN

Trabzon Maçka’da hayatının baharında şehadete koşan Eren Bülbül’ün sosyal medyadan yazdığı ancak hepimizin şehadetinden sonra büyük bir hüzünle farkına vardığımız o cümlesi günlerdir gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, sosyal medya paylaşımlarında ve siyasetçilerin konuşmalarında yaşatılıyor. Aslında yaşatılan henüz 15 yaşındayken devlete yardımcı olup askerle kucaklaşan Eren’in şehadete koşan kahramanlığıdır, aziz hatırasıdır.

Eren’in şehadeti yine katledilen çocuklarımızı aklımıza getirdi. Terörün çirkin yüzünü bir kez daha ortaya koydu. O çocuk şehitlerimizin babalarının vakur duruşlarını ve teröre olan öfkelerini bir kez daha Sabah gazetesinden Hüseyin Kaçar imzasıyla okuduk. Fırat Simpil’ler, Yasin Börü’ler, Bayram Tatar’lar ve daha niceleri, eli kanlı PKK terör örgütünün kurbanı olmuştu. Onlar da tıpkı Eren Bülbül gibi hayatlarının baharında, hayallerine veda edip şehadet şerbeti içtiler. Ama onların eli öpülesi babaları, anneleri ‘vatan sağ olsun, teröre lanet olsun’ diyerek vakur duruşlarını gösterdiler.

2015’te Diyarbakır Silvan’da fırına ekmek almaya giderken terör örgütü PKK’nın bombalı tuzağı sonucu yaşamını yitiren 13 yaşındaki Fırat Sımpil’in acılı babası Sabri Sımpil, “Eren’i duyduğumda Fırat aklıma geldi ve ağladım” sözleriyle acısını ve teröre olan nefretini haykırıyor. 2014’te Kobani’den gelen yoksul ailelere kurban eti dağıtırken PKK yandaşlarının vahşice katlettiği 16 yaşındaki Yasin Börü’nün yüreği yanan babası Fikri Börü “Eren’i TV’de izlediğimde Yasin gözlerimin önüne geldi” diyerek hem evlat hasretini hem de teröre karşı öfkesini ifade ediyordu.

2016’da Şırnak’ta PKK’lıların açtığı ateş sonucu daha 17 yaşındayken hayatını kaybeden Bayram Tatar’ın bağrı yanık babası Mehmet Tatar da teröre lanet okuyarak “PKK’nın Allah belasını versin. Yıllardır bu bölgede çocuk kadın demeden kan akıtıyor. Bu vatan için şehit olmaya hazır ne Bayramlar ne Erenler var. Bu bayrağın inmemesi için gerekirse diğer 7 çocuğumu da şehit vermeye hazırım.” Vatan böyle bir şey. (Hepimiz 15 Temmuz’da çınımızı uğruna vermek için meydanlara çıkmıştık.)

Gel gör ki bu cesareti, bu vakarı, bu sorumluluğu, bu vatan bilincini, bu bayrak sevgisini kalplerinin köşesinden bile geçiremeyen sorumsuz siyasetçiler, birtakım yazar görünümlü mürekkep israfçıları devleti suçlayarak PKK terör örgütünü aklama peşinde. HDP’den yapılan açıklama alışık olduğumuz üzere yine devleti suçlayıp PKK’yı aklama girişimiydi. Ne deniyordu o açıklamada? “15 yaşındaki bir çocuğun çatışmalı ortama sürüklenmesi kabul edilemez. Eren Bülbül’ün hayatını kaybetmesinde sorumluluğu bulunanları kınıyoruz.” Yani? “Devleti suçlarız ama PKK’ya laf ettirmeyiz. Çünkü sırtımızı oraya dayıyoruz” cümlesinin mealidir bu.

Bir kere orası çatışma bölgesi değil; bizzat Eren Bülbül’ün evinin olduğu alan. İkincisi olay mağara kovuklarında aç kalan teröristlerin Eren Bülbül’ün evinden erzak çalma hırsızlığı üzerine jandarmanın müdahalesiyle gerçekleşiyor. Yaşanan çatışmada Jandarma Başçavuş Ferhat Gedik ve Eren Bülbül orada şehit oluyor. Rabbim mekanlarını cennet etsin.

Eren Bülbül’leri şehit edenler lanetle anılırken Eren’lerin kahramanlığı, şehadeti arşı aştı. Teröre lanet okurken hep birlikte “İyi ki varsın Eren” diyoruz. İyi ki vardın Eren. Sen şehadete eriştin, inşallah cennete kavuştun. Bizler ise senin yüreğimizi yakan sırtında odun yüklü o fotoğrafına bakıp ‘İyi ki varsın Eren’ diyerek borcumuzu ödemeye çalışıyoruz.

 

 

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir