İsrail’e karşı protesto ve kınama dışında ne olmalı?

Mübarek Ramazan ayında terör devleti İsrail yine masumlara saldırdı, kan döküp çocukları ve sivilleri şehit etti.

Yıllardır açık hapishaneye dönüştürülen Gazze’de yaşananları hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor. Hemen her yıl bu konuda yazılar kaleme alıyoruz, paylaşımlar yapıyor, “Katil İsrail, Siyonizme geçit yok” diyoruz.

Katil İsrail yönetimi ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya saldırıp mukaddesatımızı ayaklar altına alıp, çocukları şehit etti.

Fazla değil 10 yıl geriye gidelim. İsrail’in Mavi Marmara saldırısı yaptığı günlere… Birçoğumuzun uyduğu saatlerde katil İsrailliler, Gazze’ye insani yardım amaçlı yola çıkan Türk bayraklı Mavi Marmara gemisine saldırıp vatandaşlarımızı şehit etti.

O günlerde bir taraftan Hatay’da şehit olan 7 kahraman askerimizin yasını tutarken diğer taraftan İsrail’in şehit ettiği sivil vatandaşlarımızın acısıyla yüreklerimiz paramparça olmuştu.

Akabinde gecenin bir vaktinde İstanbul’daki İsrail Başkonsolosluğu önüne toplanan vatandaşlar, İsrail’e lanet yağdırdı.  Sabahın ilk saatlerinde ise Ankara’da hareketlilik başlamış, büyükelçilik önünde protestolar gerçekleşmiş, devlet yetkilileri kınama mesajları paylaşmıştı. Siyasi ve ekonomik ilişkiler askıya alındı ve…

Aradan on bir yıl geçti…

10 Mayıs 2021’de yani 11 yıl sonra Gazze’de katliamlar devam etti, hem de Kadir Gecesi’nde… Yine Türkiye’de halk sokaklara döküldü, katil İsrail protesto edildi. Devlet kademesinde diplomatik girişimler başlatıldı, liderle görüşmeler yapıldı, TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler tek ses olup İsrail’in eylemlerini kınadı.

Mescid-i Aksa, Kudüs, Gazze konusunda toplum ve siyasi partiler bir olmuşken; bir anda sosyal medyada bir kesim Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin başlatmış olduğu yardım kampanyalarına İsrail’in Ankara Büyükelçiliği’nin nisan ayında verdiği destekten dolayı kınama kampanyası başlatıp, siyasi hesaplara girişti. (O yardımların protesto amacıyla iade edilmesi gerekiyorsa, böyle bir zamanda onun yol ve yöntemi bu şekilde olmamalıdır!)

Mazlumların yanında olalım derken, diğer tarafta mağdurların sofrasına konan ekmeği siyasete alet ettik!

Biz bunları yaparken İsrail ne yaptı? Katliamlarına devam etti. Ölü sayısı 30’u geçti.

Yıllardır “Rotamız Gazze, yükümüz direniş”, “Kan, savaş, özgürleş”, “Uyan, diren, özgürleş”,  “Katil İsrail’e lanet, Filistin’e özgürlük”, “Siyonizme dur de…” sloganları atıyoruz. BM’yi, Arap Birliği’ni, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı göreve çağırıyoruz. İsrail mallarını bir süreliğine boykot ediyoruz ama nedense ülkemizde (özellikle hükümeti destekleyen) medyada İsrail ürünlerinin reklamlarından vazgeç(e)miyoruz!

“Tank ve taşların savaşında” mazlum halklar için Türkiye’nin ve Türk milletinin ortaya koyduğu tavır çok kıymetlidir. Ülke yönetimlerini harekete geçiremiyorsak, halkları harekete geçirmemiz gerekiyor. Ülkeler birlik olamıyorsa, halklar birlik olabilir. Osmanlının asırlarca huzur sağladığı yöntemler yeniden dünya gündemine getirilmelidir!

Daha ne zamana kadar Kudüs’ün kalbi olan Eski Şehir, Hz. Muhammed’in miraca çıktığı Mescid-i Aksa ve Kubbet ul Sahra’yı içine alan Haremül Şerif, Siyonistlerin postallarıyla çiğnenecek?

Gazze’den gelen her fotoğraf, seyredilen her video yüreklerimizi paramparça ediyor. Parçalanan yürekler çaresizlikle savaşıyor. O minik yavruların dağınık saçları, ecel rüzgârında dalgalanır gibi karşımızda duruyor! Bakıp da anlayabiliyor muyuz?

Neler mi fısıldıyorlardı bizlere, neler mi istiyorlardı bizlerden? “Şu vahşet dursun, insanlık susmasın, özgürce yaşamak bizim de hakkımız olsun” diyorlardı galiba!

Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Suriye’de, Afganistan’da, Mısır’da, kısacası dünyanın dört bir yanında zalime karşı mazlumun yanında olmak için; katılaşmış, körelmiş ve pas tutmuş vicdanlara karşı protesto, basın açıklaması ve kınamanın ötesine geçmek gerekmez mi?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir