İşkenceyi yapanlar Kürt müydü yani!

Boş yere sevinmeyin bu millet galeyana gelmeyecektir ve sizler de amacınıza ulaşamayacaksınız. Dünkü yazımı okuyanlar dün yaşananları anlamışlardır. Pazar akşamı makalemi yazı işlerine gönderdiğimde saatler 21.30 civarıydı. Pazartesi sabahı İnegöl’den gelen haberler bu yazımı haklı çıkardı. Keşke yanılsaydım ama gerçek bu ne yapacaksın.

İnsanlar neden birbirine düştüler, onları kimler kışkırtıyor? Bunların altında yatan nedenler yakında ortaya çıkacaktır. Şu an için söyleyebileceğimiz ‘güvensiz bir ortam’ oluşturmaya çalışıyorlar. Dünkü yazımda şu cümlelere yer vermiştim:

 “Belli olan tek şey var; o da ‘tam bir kargaşa ortamı.’ AK Parti’yi yalnızlaştırma ve yok etmeye ‘çalışanlar’, bunu yaparken de ülkeyi karıştırıp, insanları birbirine düşman etmeye ‘çalışıyorlar.’ Halk, ‘deli gömleğinin” düğmelerinin açıldığını gördü. Ya bu gömlek çıkarılacak ya da o düğmeler bir daha açılmamacasına iliklenecek! Bunları görmüyor musunuz?”

Evet, yazı böyle bitiyordu. Referandum sürecinde yaşananlardan iktidar ne kadar sorumluysa, muhalefet de o kadar sorumludur. Meydanlara çıkıp birbirlerine “hain kimmiş bakalım, yetim hakkı yiyen kimmiş görelim, ananı da al git diyenlerden hesap soralım, ülkeyi karıştıranlardan 12 Eylül’de hesaplaşalım, okyanus ötesine de gitseniz sizi bulup yargılayacağız, açılım oldu böyle oldu…”gibi konuşmalar yaparak, insanları birbirine düşürmeye kimsenin hakkı yoktur!

Bu konuşmalar ne milliyetçiliktir, ne vatanı sevmektir ne de demokrat olmaktır. Bakın dün akşam saatlerinde yine şehit haberi geldi: “Hatay’da polis otosuna açılan ateş sonucu araçta bulunan 3 polisin şehit olduğu, 1 polisin de ağır yaralandığı öğrenildi.” Meydanlarda söylenen “evet ve hayır”lar mı bunların nedeni? Hem dışarıda hem içerde cephe alınan bir Türkiye var. Referandum’a “Hayır” demekle, her şeyin çözüleceği düşünülüyordu. Referandum paketinin ayrıntıları ortaya çıktıkça, “hayır” demek için hiçbir makul gerekçe bulunamıyor. Elde ne varsa “Allah bereket versin” deyip, kime denk geldiyse…

Bu değişiklik AK Parti değil de başka bir partiden gelseydi acaba yine “hayır” denecek miydi? Emin olun ki “Hayır” denmeyecekti. Çünkü bugün CHP, MHP, BDP aynı safta yer alabiliyorsa, bu her şeyi gösteriyor. Meydanlara çıkan muhalefet liderleri birbirlerinin söylediğini tekrar ediyorlar. O zulümleri yaşamış insanlara “hayır” deyin diyenlerin yüzleri hiç kızarmıyor mu acaba?

Tabii, meydanlar açık hava olunca, yüzler kızarsa da,  ‘o kızarıklık güneştendir’ denecek. 12 Eylül zulmünü yaşamış olanlar bugün bu değişime nasıl “hayır” diyebiliyor olduklarının farkındalar mı? Gün geçtikçe “hayır” demenin ne kadar zor olacağı ortaya çıkıyor. 12 Eylül’de sergilenen ahlaksızlıklar anlatıldıkça, bizler onu yaşamayanlar olarak tüylerimiz diken diken oluyor. Peki, ya onu yaşayanlar ne yapsın?

Neşe Düzel’in, Hüseyin Yıldırım’la yaptığı röportajı okudukça insanın kanı donuyor. “Yedi günde beni bitirdiler. Gözlerimi bağlayıp, beni önce tavana asıp çarmıha gerdiler ve elektrik şoku verdiler… Beni ip sarılı bir makaraya götürdüler. İpin ucunu halka yapmışlar. Çok affedersiniz... çok affedersiniz... İpi cinsel organıma geçirdiler. Biri ipi tutuyor, biri çekiyor. Çok utandım.”

İşte o günleri yaşayanlar bu kadar utanmışlardı ama onları yapanlar hiç utandılar mı? Bugün o uygulamanın kalıntılarını savunanlar da utanacaklar mı? 12 Eylül’ün, insanlara çektirdikleri, onlara ‘içirdikleri lağım suları’ coplarla yaptıkları ‘onursuz hareketler’ unutulur mu kolay kolay. O günlerde, Diyarbakır Cezaevi’nde, Mamak Cezaevi’nde yaşanan korkunç işkenceler bugünün tartışmaların ana konusu oldu.

Bunu unutamayanlar ne yazık ki, hak etmedikleri halde “zavallı”, “dönek” muhatabına maruz kaldılar. Yetmedi “Referandum’a evet diyeceğim” dedikleri için, partilerinden ihraçları istendi. Millete silahın ucunu göstererek onları “boykot” etmeye bile çağırdılar.

Unutulanlar: Diyarbakır, Mamak Cezaevi’nde, insanlara verilen elektrik şokunun acısıyla çıkartılan çığlıklar unutulmadı. Namaz kılarken kafasına aldığı dipçik darbesiyle yaşamını yitirenler unutulmadı. Cezaevlerinde iki ses yankılanıyordu: biri işkence görenlerin çığlığı, diğeri ise Kenan Evren’in radyodaki konuşması. İşkence görenler “zalimler” diye bağırırken, Evren de “Türklerin karakterinde işkence yoktur” diyormuş. Ee, o işkenceyi yapanlar Kürt müydü yani?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir