İşi ibadet görmek…

İş bulmak, işi beğenmek, işi beğenmemek, işine sadık olmak, işine ihanet etmek, ehliyet, liyakat, referans… Söz konusu ‘İş’ olunca bu kelimeler en fazla konuşulan, tartışılanların başında geliyor.

Siyasi partilerin mutlaka vaatleri arasında ‘işsizliği azaltmak’ gelir. Öyle ki sloganlar bile ‘iş, aş’ üzerine kurulur. İktidarlar ilk önce hayata geçirdikleri yatırımlar ve oluşturdukları istihdamlar üzerinden başarılarını anlatmaya çalışır. Açıklanan her istatistik veri hem iktidarlar tarafından hem de vatandaşlar tarafından yakından takip edilir. Yerel yönetimler de istihdama yönelik projeler yapma gayretinde olur.

2019 başında açıklanan verilere göre Türkiye’de işsizlik yüzde 11,6 ile 3 milyon 788 kişiye yükseldi. Tarım sektöründe çalışanların oranı her geçen gün azılıyor. Nüfusun artışıyla birlikte büyük şehirlere göç de artıyor. Hal böyle olunca büyük şehirlerde işsizlik oranı daha da fazlalaşıyor. Buralardaki işsizliğe etki eden etkenler arasında istihdam yetersizliğinin yanı sıra, ucuza çalıştırılan yabancı istihdamı ve iş beğenmeme durumu ön plana çıkıyor.

Hiçbir iktidar, ülkesinde işsizlik oranının artmasın arzulamaz. Hiçbir iktidar yönetme yetkisini aldığı vatandaşlarının yatağa aç girmesini istemez. Her iktidar kendi vizyonu, programı ve icraatları kapsamında bu alana yönelik çalışma yapma gayretinde olur ve olması gerekiyor. Ve her iktidarın gelirleri eşit paylaştırması elzemdir. Buraya kadar her şey maddi etkenlerden kaynaklı görünüyor. Bir de manevi olarak bireylerin kendi sorumlulukları var.

Eğer davanız ve dava için kavganız hakikat ise yaşamınız da buna göre olmalıdır. Her Müslüman için iş; ibadet olmalıdır. Çünkü biz inanıyoruz ki dünyayı Allah yolunda imar etmek bir ibadettir. Rızkı helal yoldan kazanmak, emanete sahip çıkmak, hakkıyla çalışmak ve hakkı gözetmek temel ilkedir. İslam ruhunda iş sahibi de işçi gibidir. Kârı sınırlı olacak, kazancını israf etmeyecek, istediği gibi tüketmeyecek. Çünkü her kazanç, mülk ve sermaye bize Allah’ın bir emanetidir.

Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır” uyarısı yapar. (Enfal 28) Ve yine ‘Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” uyarısı da biz insanoğlu içindir.

O halde toplum zararına olan çıkar ilişkileri, şöhret tutkusu, faizcilik, emeksiz sırttan geçinme, adam kayırma, ehliyetsiz ve liyakatsızlık üzerinden yapılan ayrıcalık, şehvet pazarcılığı, zevk katliamı gibi ‘düşmanları’ yanımızdan, hayatımızdan kovmazsak emanete ihanet etmiş olmaz mıyız?

Kişiler devletlerin, partilerin, makamların, bireylerin, paranın kulu ve kölesi olmamalıdır. Kapitalist sistemin içine hapsolan insanlar, sınırsız sermaye biriktirme ve harcama özgürlüğünü benimser hale geldi. Sermaye sahiplerinin korunduğu kapitalist sistem harcama özgürlüğünün yanında israfı da getirdi. İnsanların birbirinden farklı olması adaletsizlik değil, adaletin tesisi için bir tezahürdür. Müslüman için işin ibadet görüldüğü, işçinin emanete sadakat gösterdiği, işverenin ehliyet ve liyakatle adaleti gözettiği bir düzende bereket vardır.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir