İnsanlık bu kadar ucuz mu?

Geçtiğimiz günlerde Kırgızistanlı bir arkadaşımla konuşurken “Siz gazeteciler neden her şeyi haber yapıyorsunuz?” diye bir soru yöneltti bana. Ve ardından sıraladı “Kedi ağaçtan düşer, biri kavga eder, kuşlar göç eder haber yaparsınız… Biz de bunlar haber yapılmaz. Bırakın haber yapmayı günlük çıkan gazete bile yoktur. Haftada en fazla üç gün çıkan gazeteler var.” Bu soruları “atlatmak” için biraz da tebessüm ederek verdiğim cevap şu olmuştu: “Biz gazeteciler yaratılan her şeye değer veriyoruz, o nedenle toplumu haberdar ediyoruz.”

Peki, gerçekten böyle mi? Yaratılanlara hak ettiği değeri veriyor muyuz? Yoksa verdiğimizi mi zannediyoruz? Arkadaşımın o sorularına yönelik verdiğim cevabın toplumdaki karşılığı ne yazık ki çok düşük. İnsanlık o kadar “ucuzlamış” ki bakıp da şaşırmamak elde değil. İşte buna bir örnek: geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir kadının çocuğunu “sokakta yürürken doğurup” arkasına bile bakmadan insanlığı sokağa terk ettiğini gördük! Ve o kadının yanında anne-babası da vardı. Yaşananların insanlık boyutunu bir tarafa koyarak tıbbi yönüne baktığımızda doğumların bu kadar “kolay” olması hekimleri de şaşırttı. Son günlerde çok tartışılan sezaryenli doğum ve kürtaj için bir uyarı niteliği gibiydi yaşananlar. Sanki “Bakın normal doğum bu kadar kolay, sokakta yürürken bile doğurabiliyorsun; ama iş doğurmakla bitmiyor, insan olmak da gerek. Marifet sokakta yürürken doğurmak değil, doğurduğunun insan olduğunun farkına vararak onu yaşatabilmek, ona yaşama hakkı vermektir.” der gibiydi.

Festivaller erotik şova mı dönüşüyor?

Kültürel yozlaşma mı desek, ahlak erozyonu mu desek bilmem ki! Geçtiğimiz günlerde Balıkesir’in Bandırma ilçesinde “23.Kuşcenneti Kültür ve Turizm Festivali” düzenlenmiş. Bu festival kapsamında bir ilköğretim okulunda düzenlenen etkinlikte “dansçı kızlar” erotizmi tavan yaptırarak, çocuklara “gösteri” sunmuş. Durumu en iyi kanıtlayan ise görüntüdür. O görüntüleri Beyaz TV’deki haber bülteninde izleme şansım oldu. Bu nasıl bir ahlak anlayışı ki ilköğretim okulunda çocuklara “erotik şovla” “kültür etkinliği” yapılıyor? Kimse kusura bakmasın da bizim kültürümüz bu kadar “ucuz ve çirkin” değil!

Başlarındaki “örtüleri” atamayanlara acıyorum

Bir başka garabet de kafasını başörtüsüne takanlarda. 21. yüzyılda bizler Müslüman bir ülkede hâlâ başörtüsü kısıtlamalarını tartışıyoruz. Ve inançlarının bir gereği olarak başlarını örten kızların eğitim hakkının gasp edilmesi haberlerini okuyoruz. Adana’da okul birincisi olan başörtülü öğrenciye “başörtülü olduğu gerekçe gösterilerek okul müdüresi tarafından ödül verilmiyor.” Ege Üniversitesi’nde ise başörtüsü nedeniyle final sınavına öğrenci alınmıyor. Öğrencilerin mağduriyeti bize şunu gösteriyor ki “Birileri henüz başlarındaki örtüden kurtulamamış” ve başörtüsüne takılıp kalmış. Bu insanların eğitim anlayışında izahı güç bir garabet var. Artık yıkın bu tabularınızı. Sözüm ona “açık kafalı, örtülü beyinler” kendilerini bu “öteki”leştirme hastalığından arındıramamışlar.

Hatırlayalım, İzmir’de düzenlenen Atatürk’ün 73. ölüm yıldönümü anma töreninde bir üniversite öğrencisi başörtülü olduğu için sözlü tacize uğramıştı. Bir kadın ısrarla başörtülü kız için ‘karşı devrim’ deyip duruyordu. Ve hürriyet anlayışını şu soru cümlesiyle dile getiriyordu: “Karşı devrimin simgesi olan bir başı kabul etmek midir hürriyet?” Sahi hürriyet nedir?

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir