İnsanız ama şiddet eğilimli

Bedensel ve ruhsal iki türlü varlıktan oluşan insanoğlu her zaman şiddet eğiliminde olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

İnsanın fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik her türlü maddi ve manevi olumsuzluğu ifade eden şiddet olgusu, kendisini çok farklı biçimlerde göstermektedir. Eziyet etme, taciz etme, korkutma, tecavüz etme, yaralama, öldürme, cezalandırma, başkaldırı vb. şiddet eğilimleri, toplumun her katmanında farklı derecelerde olsa da sürekliliğini korumaktadır. Bir sonuç olan şiddet olgusu, aynı zamanda sosyal bir olgu olarak öğrenilen bir tutumdur. Şiddetin insanın doğasında var olan bir dürtü olduğunu ileri süren düşüncelerin baskın olmasına rağmen; bunun aksini düşünenler de yok değil. Ancak yaşanan şiddet olayları ikinci görüşü “savunanları” ne yazık ki haklı çıkarmamaktadır.

Sahip olunan veya peşinden koşulan değişik amaçlı görüş, fikir ve ideolojilere aşırı şekilde bağlılık sonucu ortaya çıkan fanatizmin, insanın ruhsal ve bedensel bütünlüğüne zarar verici şiddet davranışlarına dönüştüğünü görmekteyiz. Bu gerçeğin altında ise insana ve onun içinde yaşadığı ortama ilişkin etkenler belirleyici rol oynamaktadır.

“İyiliğe karşı iyiliğin adalet; iyiliğe karşı kötülüğün cinayetle sonuçlandığı” dünyamızda, bu anlamların yitirilmesi ve bunlara uzak kalınması sonucu, her gün onlarca şiddet kurbanı görmekteyiz. İnsanlığın en yüksek derecelerinden biri olan “kötülüğe karşı iyilik yapma” becerisinin, beraberinde barışı da getireceği göz ardı edilmektedir. Kibirlenen bizler sarımsak gibi kokup, soğan gibi acı vererek herkesi kendimizden uzaklaştırmaktayız. Kimi zaman eylemlerimizle kimi zaman da söylemlerimizle bunu yapmaktayız. Böylece kişinin kıymetinin dilinin altında ve kaleminin ucunda gizli olduğunu çoğu kez unuturuz. Öfkemiz için kimi zaman taşlardan, sopalardan medet umuyor; bazen de hakaret, küfür, saldırgan tutumlarla ‘savaşıyoruz.’

Çoğu zaman bir evde, okulda, iş yerinde bazen de siyasette, sporda, medyada öfkelenerek şiddeti yaygınlaştırıyoruz! Unutulmamalıdır ki şiddet öğesinde biriktirilmiş öfkenin kontrol altına alınamaması, bu öfkenin davranışa dönüştürülmesine yol açacak bir tehdidi barındırır. İnsan kendini söz, duygu, mimik, jestle ifade etmek yerine nedense öfkeyi tercih etmektedir! Mesela günümüzde toplumun merkezinde yer alan ve çok değer verilen sporda, şiddet ve fanatizm çok fazladır. Futbol da bize, spor ile şiddetin acı olan ‘akrabalık’ yönünü göstermektedir. Bunun nedeni de futbolun, içinde şiddeti barındıran bir oyun olmasıdır.

Çocukların ve gençlerin yetişkinler dünyasına hazırlanmasına yönelik oluşturulmuş olan okullardaki şiddette her geçen gün artış gözlenmektedir. Bunun gibi siyasetin ve medyanın şiddet diline eklenen diğer birçok tartışma, insanoğlunun nasıl bir şiddet eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bunları ebeveyn olan anne-baba arasındaki şiddet; kadına ve çocuklara yönelik uygulanan cinsel şiddet, ideolojik tartışmalardan doğan şiddet, hâkim olma hırsından kaynaklanan şiddet takip etmektedir…

Yakıp yıkılan statlar mı dersiniz, ‘yan baktı’ muhabbetinden kaynaklanan cinayetler mi ‘boşanma’ gerekçesini öne sürerek kıyılan canlar mı yoksa ‘teklifimi reddetti’ bahanesiyle yaşamlarına son verilen gencecik insanlar mı?

Unutmayalım ki sanal âlemde oynanan şiddet oyunlarındaki oyuncuların bir tuşla ‘öldürülmesi’ ve bir tuşla ‘diriltilmesi’ de çocukların beyinlerine erken yaşlarda aşılanmaktadır. Şiddet ve ölüm artık bir tuş kadar yakın ve acımasız oldu.

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir