İmam Hatip Sevdası ve bu sevdaya ‘sessiz kalmak’

Geçtiğimiz günlerde, hani şu “büyük derbi gecesinin” olduğu 12 Mayıs’ta Ankara Kocatepe’de de önemli bir gece vardı. Genç Öncülerin düzenlediği “Sınıftan Sokağa İmam Hatip Sevdam Deneme Yarışması”nın vefa ve ödül gecesi. İmam hatibe gönül vermiş ve imam hatibin ruhunu yaşatmak üzere olan yüzlerce gönüllü oradaydı. Bir de imam hatipli olmasına rağmen bu sevdadan yoksun olup, gönlünü başka “şeylere” kaptırmış, rotasını farklı yöne çevirerek orada ol(a)mayanlar vardı.

Geceye katılımdaki sayısal azlık bir anlamda futbolun ve bazı dizilerin iliklerimize kadar işlediğini gösteriyordu. Oysa aylardır Metin Mahitapoğlu koordinatörlüğünde hazırlığı yapılıp, başta Ankara olmak üzere Türkiye genelindeki tüm imam hatip okullarına duyurusu yapılan bir yarışmadan bahsediyoruz. Yüzlerce deneme geldi okullardan ve bunların değerlendirmesi seçkin bir jüri tarafından titiz ve adil bir şekilde yapıldı. Bu aşamalardan sonra vefa ve ödül gecesi düzenlendi. Geceye 250-300 civarı katılım oldu.

Yarışmaya önem veren ve kalplerinden geçen imam hatip sevdasını, kalemleri ile buluşturup kâğıda aktaran gencecik yüreklerin sesini dinledik o gece. Bu sesten mahrum kalan, belki bir “maddi getirisi” olmadığı için bunu görmezden gelip, daha şaşalı mekânları tercih edenler de oldu… 28 Şubat’ın birçok mağduru da oradaydı, siyasetçi mağdurlar olmasa da!

Sokak röportajları, skeçler, konuşmalar, Türk Tasavvuf Musikisi konseri ve ödül törenin yer aldığı o gecede, imam hatip, imam hatipli olma ve imam hatibin ruhu anlatıldı. Öğrenciler dilleri dönüp kalemleri yazdıkça bir şeyler ifade etmişti. Ve yazılanların hepsi bir birinden güzel ve anlamlıydı.

Bakın imam hatip sevdası, imam hatiplere gönül veren o güzide insanlara neler yazdırmış. Kendi kalemlerinden imam hatip öyküsünü anlatan, yarışmanın da 1’incisi olan Cemile Eser, imam hatibin öyküsünü şu sözlerle anlattı: “…Belki bilerek belki de farkında olmadan anlaşılır ki hiçbir fırtına asalet ve cesaret doğuran kıyama tesir edemez. Çünkü bu yolda atılan her adım, edep ölçüsünün, saygının ve binlerce kez vazgeçmemenin öyküsüdür…”

Ankara’dan yarışmanın 2.’si A. Sümeyye Yavuz’un mısralarında da çekilen ızdırab anlatılıyordu: “…Oklumun koridorları gibi olmak isterim; mesela gözyaşları ve ‘açamam!’ çığlıkları ile sığınılan koridorlar…” İmam hatiplilerin görevini hatırlatma yazısı da yine yarışmanın 2.’lerinden M. Zahit Ayhan’a aitti: “…İmam-hatipli, mensubu olmaktan gurur duyduğu okulunda, insanla Allah, insanla zaman, insanla hayat, insanla sonsuzluk arasındaki irtibatı şaşmaz bir ölçü ile kurar…” Evet, bu ölçü herkese lazım sadece imam hatip mensubuna değil!

Kalabalıklardan sıyrılmış, bireysel yaşamı tercih eden imam hatiplilere seslenmekse Karaman’dan Yunus Emre Tunca’nın kaleminde hayat buluyordu: “Senin yerin, uzlet köşeleri değil kalabalıkların arasıdır. İnzivaya çekilecek ne yerin ne zamanın ne de hakkın var!” Öyleyse bu ince ve çetin bir yolculukta, kıyamda durup dengede kalabilmek ve gayretini ona göre ayarlayıp yolu tamamlamak gerek.

Öyleyse susamış akıllara haykırıp, uzatmak gerekir elleri sevgiye, saygıya, şefkate ve merhamete. Hayatın şifresini çözüp, tamamlamak lazım Müslümanca yaşamı. Tebrikler, Genç Öncüler!  (Kitaplaştırılan o denemeleri bulup okumakta fayda var.)

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir