Hiç kimsenin kimsesiz kalmadığı Ramazanlar

On bir ay hazırlık yapıp sabırsızlıkla beklediğimiz mübarek Ramazan ayı kalbimize, evimize, gönüllerimize misafir oldu. Rahmet, mağfiret ve günahlardan azad olunduğuna inandığımız bir iklime kavuştuk.

Dünyayı kasıp kavuran ateşlere, bedenleri parçalayan vicdanlara, insanlığı anlamayan katılaşmış kalplere ürperti, merhamet, hoşgörü, yardımseverlik adına önemli bir fırtsa kavuşturdu yüce Rabbimiz. Ve kendimiz için yine bir tercih zamanı gelip çattı. Biz kimiz, hangi medeniyete mensubuz, nasıl yaşıyoruz, nereye gidiyoruz? Sorularına cevap aramalıyız.

İyiliği emreden mi, kötülüğe sürükleyen mi yoksa nemelazımcı mı olacağız? Şüphesiz bu üç türe uygun insan türü vardır. Ancak Müslüman, mümin bir insan iyiliği emredip, kötülüklerden alıkoyan olmalıdır. Kötülükler kalıcı hasarlardır. Vücuda işlediği zaman asla ondan kurtulamayız. İyilikler ise en güzel tamir etme sanatıdır. Düzeltirsiniz, yenilersiniz, kuvvetlendirirsiniz ve her şeyden önce emrolunduğunuz gibi yaşamaya çalışırsınız.

Bu ve benzeri alışkanlıkların gözden geçirileceği “On bir ayın sultanı” gelip kapımızı çaldı. Bir tarafta tatlı telaş içinde o iklimi yakalama, ona kavuşmaya çalışanlar var; diğer yanda da her günü birbirine eşit olup, “gelen”in farkında bile ol(a)mayanlar.

Birçoğumuzun arzusudur Ramazan’a ermek, erdiğimizde ise sevinç ve şükürle onu karşılamak. Ona atfedilen bereketten nasiplenmek, ondaki feyzin farkında olmak. Hayatın içinde, aşkın boyutuna bizi katan bir ameldir Ramazan. Öyleyse sözde kalmayan, kalbe ve amele dönüşen bir yardımsever olmalıyız.

Merhametle kuşatılan dilimiz, hayatımızı da merhametle kuşatmalı. Kalbimizdeki merhamet yaşantımıza nüksetmeli. İnsani olan şeylere karşı duyarsızlaşmamızın bizi terk etmesinden ziyade, bizlerin bu duyarsızlaşmaya karşı bir savunma içinde olmamız şarttır. Çünkü Kur’an bunu “kalplerin katılaşması” olarak tanımlıyor. Kalplerin katılaşması bizleri değerlerden uzak, geçmişten kopup, geleceğe soyut bakabilmeye alıştırdı. Ve karşımıza ciddi bir problem çıktı: Değerlerimizden kopuk yaşıyoruz!

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez bugünkü Müslümanların en önemli sorunu olarak değerler hiyerarşisini kaybetmek ve dini, ritüeller haline getirmek olduğuna dikkat çekti. Çare olarak da dostlukların, aile bağlarının kuvvetlendirilmesi gerektiğini söyledi. Diyanet olarak “Hiç kimse kimsesiz kalmasın” temasıyla, birlik, beraberlik, paylaşma, yardımlaşma ve değerlere sahip çıkma konusu ele alınacak.

Öyleyse aylardır beklediğimiz, evleri temizleyip, alışverişler yaptığımız “misafirimiz”i en iyi şekilde karşılamalı. Allah’ın emrettiği gibi yaşamanın en uygun zemini olan bu iklimde “buyur!” ettiğimiz Ramazan-ı Şerif’le ibadetlerimizi daha bir özenle yapmalı, kalplerimizi temizleyip, Allah’ın rızasını ve cenneti kazanmalıyız. Rabbim kabul buyursun.

Gelin yeniden İslam’ın ortaya koyduğu ana kaynaklara Kur’a ve Sünnet’e sarılıp, Ramazan-ı Şerif’i verimli bir şekilde idrak edelim. Artık eski Ramazanlara özlem duymadan yeniden geliştirelim komşuluk ilişkilerini, birlik beraberlikleri, aile bağlarını kuvvetlendirmeleri. Uzaklaşalım israftan, haramdan, hak yemekten, rüşvetten, kabadayılıktan, vurdumduymazlıktan, dikte etmekten; yönelelim Hakk’a, sarılalım Allah’ın ipine sımsıkı.

Kötülüğe sürükleyenlerden değil, iyiliği teşvik edenlerden olalım. Kur’an ve Sünneti anlayıp, yaşayıp, yaşatalım. İnsanlığın geleceğini inşa edecek olan İslam dininin kıymetini bilerek, bu günlerin önemini, kaybolan değerlerimizi hatırlayalım! “Hiç kimsenin kimsesiz kalmadığı Ramazanlar ve her zamanlar” inşa edelim. Bu vesileyle (Tüm İslam âlemin Ramazan ayını tebrik ediyorum.)

Gazete PDF:

http://www.yedigungazetesi.com.tr/gazeteler/20140701gazete.pdf

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir