Haydi çocuklar! Şimdi hayal zamanı

“Şu SBS bitse de hayal kursam.”diyen bir çocuğu duyunca dayanamayıp konuştum ve bu konuyu yazmaya karar verdim.

Her çocuğun olmak istediği bir hayali vardır ve bu hayali ona sunmak ilk başta ailenin görevidir. Çocuklarımızın ne kadar masum olduğunu, bunun karşısında ne kadar da akıllı olduklarını gördükçe, onları nelerden mahrum bıraktıklarımızı anlıyoruz. Anlarken hayıflanıyoruz.

Çocukların daha akıllı, daha üretken olduğunun farkına varabildik mi? Çocukların yanıldıktan sonra öğrenebileceklerini düşünebildik mi? Çocukça yalanlar karşısında onları cezalandırdığımızı fark edebildik mi? Onların hayal dünyalarını geliştirmek ve onları yönlendirmek adına neler yapabiliyoruz?

Çocukların düşünmesine yönelik tasarlanmış herhangi bir projemiz var mı, ya da böyle bir proje oluşturmak için çaba gösteriyor muyuz? Herkes bu soruları kendi kendine sormalı ve bunlara yanıt aramalıdır. Hadi, yanıt arayalım…

Çocuklarımızı kimlere ve nelere teslim ettiğimizi fark edip, onların hayal kurmalarını sağlayacak projeler oluşturmalıyız. Onlara sevgi ve saygı kavramlarını aşılayıp, saygın birer fert yetiştirmeliyiz. Bu zahmette bulun(a)mayan ebeveynler, kendilerini düşünmekten biraz zaman ayırsınlar lütfen! Bazen çocukları öyle ihmal ediyoruz ki, bir elbise ya da bir takı onları unutturmaya yetebiliyor.

Kimi zaman giyilecek elbiseler, sürünecek malzemeler, takılacak kravatlar, beğenilecek takım elbiseler bilinçaltına yerleşince, çocuklar çok uzaklarda kalabiliyor. Bunlar kadar değer kazanamayan, sokağa terk edilmiş yüzlerce çocuk var! Bu çocuklar kimlere ve nelere teslim ediliyor?

Bir televizyon programında çıkan dizi, film veya komedinin otorite olduğu yerde, çocukların özgürce hayal edebileceklerinden söz edemeyiz. Evlerimizde anne ve babaların izlediği faydalı(!) programları izlemek zorunda kalan yavrularımız, hayallerinde ancak izlediklerini canlandırabiliyorlar. Kendi düşüncelerini hayal etme fırsatı bulamıyorlar. Atalarımız ne güzel söylemiş “Ağaç yaş iken eğilir.” Evet, çocuklarımızı en başında eğitmek gerekir. Onlar ‘yaş iken’ televizyon, internet gibi tuzaklarla ‘eğiliyorlar.’

Çocukların samimi gülüşlerinden nemalananlar, onların masumluklarından rol çıkaranlar, onlara “düşman” olma rolünü yükleyenler ve niceleri… Köhne fikirlerle çocukların kafaları meşgul edilmeye mahkûm bırakılıyor. Cenap Şahabettin’in dediği gibi “Köhne fikirler paslanmış çivilere benzer; yerlerinden kolay kolay sökülemezler.” Taze hafızalara yerleştirilen köhnemiş fikirler, sorumsuz birer aile, itaatsiz birer fert oluşturuyor.

Çocuklarımızın izlemesini istemediğimiz dizi, film vb. şeyleri bilerek, onları başköşeye oturtup izletmeyelim lütfen! Sonrasında da, o kitlelerden ayırmak için çırpınıp duruyoruz maalesef! Bu çabanın çözüm olmadığını görüp salıverenler de yok değil! Bu tür davranış içinde olup, ümitsizliğe kapılanlar ise baştan kaybedenlerdir. Ümit var olunuz lütfen!

Çaba ancak acı vermeye başladığında bir çaba olur. Mücadele edilerek kazanmak en güzel yöntemdir. İstenmeyen tutum ve davranışların yerine istenenlerin uygulanması, getirilmesi ve anlatılması kazanmanın yollarındandır. Özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarımızı at yarışı hipodromundaymışçasına, bir sınavdan diğer sınava sokmaktan başka ne verebiliyoruz ki onlara, onlardan da ne isteyelim? Kısacası, ilköğretim çağındaki çocuklarımız hayal kuramıyorlar!

Hayal denince, gözlerinin önüne SBS ve daha ne olduğunu bilemedikleri bazı meslekler geliyor. Bu ortamlarda çocuklarımız bunlardan başka bir şey hayal edemiyor. Küçücük yaşta tedirgin olmaya başlıyorlar. Çocuklarımızı hep “nasıl bir lisede, üniversitede okumak istersiniz” diye yetiştiriyoruz. Onların hayal dünyalarını meslek ve sınavlar üzerine odaklandırıyoruz. Yaşları gereği sosyal ve duygusal ortamlardan uzak kalıyorlar. Ne bir kütüphane ortamı, ne bir kitap okuma kültürü, ne de bir çocuk kulübü ortamı oluşturabiliyoruz

Varsa yoksa test… Ondan sonra da ‘hayal kur’ diyoruz. Bu o kadar kolay mı? Bir süre sonra psikolojisi bozuk gençlerle karşılaşıyoruz. Aile, medya, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) kimse “bana ne” dememeli. Taşın altına hepimiz elimizi koymalıyız. Onları anlamaya çalışmazsak karşılaştığımız her acıda, bizlerin payı da görmezden gelinemez.

Eğitim sistemimizin eksik yönlerini tamamlayıp, çocuklarımıza hayal kurma becerisini kazandırmalıyız. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, psikolojisi bozulan da, yaşamdan tat almayan da, başkaları tarafından kandırılan da, kaçırılan da… Okuyup avukat, kaymakam, öğretmen olan da, okuyamayıp boyacılık yapan da, işçi olan da… Onların problemlerine, eğitimlerine, davranışlarına bizler yardımcı olmadıkça, kaybeden yine bizler olacağız.

Bugünün çocuklarını yarının gençleri, yarının gençlerini de geleceğin liderleri olarak görmeliyiz ve onları önemsemeliyiz. Onlara okumayı, düşünmeyi, paylaşmayı öğretmeliyiz. Fayda vermeyen dizi, güldüren komedi, ağlatan drama çocuklarımızın geleceğini kurtarmaz, kurtaramaz!

Herkes sorumluluğunun bilincine varıp, ona göre davranmalıdır. Herkes elinden ne geliyorsa onu yapmalıdır. Evinde çocuğuna laf dinletemeyen bir insan, ‘dışarıdaki’ insana laf dinletemeyeceğini bilmelidir. Dinlemeyi bilmeyen, başkası tarafından da dinlenmeyecektir.

Küçük yaşta edinilen alışkanlıkların önemi büyük yaşlarda belli olur. Anlamak için okumak, konuşmak için düşünmeyi bilmek gerekir. Okuyan, düşünen, paylaşan fertler yetiştirmek en büyük temennimizdir. Hadi, çocuklar, şimdi hayal zamanı! Sizleri seviyoruz…

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir