Hakkârili Zeynep’in haberini okuyunca…

 30 Temmuz tarihli Sabah gazetesinde Zeynep’in durumunu anlatan haberi okuyunca 2010 Eylül’ündeki o hain patlama ve üzerine yazdığım iki yazıyı hatırladım. Hakkâri’nin Geçitli köyü yakınlarında yaşanan patlamada yaşamını yitiren Şirin Kurt’un kızıydı minik Zeynep. Henüz 15 aylıktı.  Kazada annesi Şirin Kurt hayatını kaybederken o ve 3,5 yaşındaki ablası yaralı kurtulmuştu. Aslında Zeynep’in kurutulup kurtulmayacağı merak konusuydu. Birçok insan O’nun için dua etmeye koyuldu. O dönem HaBertaraf’ta yazarlık yaparken Zeynep’le ilgili iki yazı kaleme almıştım. Biri “Zeynep’in Şirin sevdası”(21 Eylül 2010), diğeri “Minik Zeynep’i barışın sembolü yapalım” (1 Ekim 2010).

 İşte geçtiğimiz gün o haberi okuduktan sonra dönüp o yazılarıma bir daha baktım. Gazetecilikte ‘fikri takip’ dediğimiz özelliği unutmadan geçmişteki iki yazımdan alıntılarla bu yazımı tamamlamak istiyorum. “…15 aylık olan Zeynep de annesi Şirin’in kucağında binmişti o minibüse. O da gıcırdayan koltukların sesini ve teypten gelen Türkçe-Kürtçe türküleri duyuyordu. Bunlara anlam veremese de yaşamın bir parçasıydı minik Zeynep. Yola koyulmuşlardı, şoför gaz ile firen arasında manevra yaparken bir anda toz duman olacaktı her yer. Sanki dünyada tufan kopmuş, insanlar canhıraş halde birbirlerini arıyordu. Sedye, serumlar, beyaz önlüklü doktorlar, hemşireler, maskeler, hortumlar… ‘Bunlar da neymiş’ diyemeden, kendisini teslim etmiş bir halde uzatıldı sedyeye. Belki ilk defa tanışıyordu kolundaki serumla, burnundaki maske, vücudundaki hortumlar ve bacaklarını sarmalayan alçılarla. Ah minik Zeynep, dönüp haykırsan katılaşmış kalplere: ‘Ne istediniz benden ve benim gibi masum bunca insandan?’ diye…” (21 Eylül 2010).

Zeynep’in yerine binlerce insan haykırdı ama hâlâ değişen bir şey yok!

1 Ekim 2010’da “Minik Zeynep’i barışın simgesi yapalım” başlıklı yazıyı kaleme aldığımda ise Zeynep umut vermeye başlamıştı. Öyle ki hayata tutunmuş ve ilk doğum günü anne şefkatinden uzak bir şekilde hastanede kutlanmıştı. Kamuoyu Zeynep’i yakından tanıyordu. “…Zeynep’in dramını ekranlarda izledik, gazete sayfalarında okuduk. Karşımızda minik Zeynep’in alçılara bürünmüş bacakları ve hortumlarla ‘donatılmış’ vücudu vardı. Ekranlardan ve gazetelerden yansıyanlar sadece bunlarla sınırlı kalmadı. Bunlara ek olan, içler acısı ve yürek burkan bir diğer görüntü ise; minik Zeynep’in ilk doğum gününü, hastane ortamında, anne şefkatinden yoksun bir şekilde ‘kutlamasıydı.’”

 Yıl 2012, olayın üzerinden 2 yıl geçmiş. Yüzlerini siyah bürümüş, kalplerini taş kaplamış, gözlerini hainlik perdeleri sarmış bu ‘insanlara’ bir daha seslensen… “Uyandığın da ne diyecektin acaba.” diye merak ettiğimiz o günlerden şimdi hayata tutunup koşmaya başladığın bugünlere geldin. Gelirken de bu mutlu haberle bizlere bir kez daha kendini ve senin gibi yüzlerce masumun yaşadığı terör belasını hatırlattın. Kapanmış olduğun içindeki dünyandan çıkman zor olacak biliyoruz. Nefes alıyorsun yeniden ve dudakların kıpırdıyor, ne güzel! Hayata tutunman için dua eden binler yine dualarını tazeleyip - bundan sonra seni bekleyen annesizlikle imtihanının kolay geçmesi için- dua edecekler. Evet, biliyoruz yeni bir dramın kapısını aralıyorsun “Anne, anne” diyerek. Artık iyi haberlerini okumak istiyoruz. İyi ki güzel haberini okuduk!

Blog İçerik Telif Hakları Adem Yavuz IRGATOĞLU'a Aittir